29 Mart 2014 Cumartesi

nefis kötülüğü emreden, iyilikleri benimsemeyen ve bu mahiyetiyle de ibadetten kaçan, usanç duyan bir yapıdadır.
 
 
 
 
Nefsin kendinden haberi yoktur; ölümü düşünse, başkasına vermekte; fenâyı, zevâli ve yokluğu görse, kendi üzerine almamaktadır. Külfet, hizmet ve ibâdet makâmında, yani ALLAH’ın emirlerine muhatap olma makâmında da, nefis kendini unutmuştur. Nefis, kendini ALLAH’ın emirlerine muhatap saymamaktadır.
Fakat ücret almaya ve lezzetlerden istifâde etmeye gelince öne atılmakta ve şiddetle istemektedir. Yani lezzetlerde nefis kendini unutmamaktadır. İşte, nefs-i emmâre budur. Nefsin bu vahim hâline, “ALLAH’ı unutup da, ALLAH’ın da nefislerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” âyeti işâret etmektedir.
Fotoğraf: Nefsin kendinden haberi yoktur; ölümü düşünse, başkasına vermekte; fenâyı, zevâli ve yokluğu görse, kendi üzerine almamaktadır. Külfet, hizmet ve ibâdet makâmında, yani ALLAH’ın emirlerine muhatap olma makâmında da, nefis kendini unutmuştur. Nefis, kendini ALLAH’ın emirlerine muhatap saymamaktadır.
Fakat ücret almaya ve lezzetlerden istifâde etmeye gelince öne atılmakta ve şiddetle istemektedir. Yani lezzetlerde nefis kendini unutmamaktadır. İşte, nefs-i emmâre budur. Nefsin bu vahim hâline, “ALLAH’ı unutup da, ALLAH’ın da nefislerini kendilerine unutturduğu kimseler gibi olmayın. Onlar yoldan çıkmış kimselerdir.” âyeti işâret etmektedir.
 
 
 
 
 
İnsan nefsini sever. başka her şeyi nefsine fedâ eder. Hattâ Mâbuda lâyık bir tarzda nefsini metheder, nefsini ayıplardan uzak görür. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Kendini şiddetle müdafaa eder.
Fotoğraf: İnsan nefsini sever. başka her şeyi nefsine fedâ eder. Hattâ Mâbuda lâyık bir tarzda nefsini metheder, nefsini ayıplardan uzak görür. Elden geldiği kadar kusurları kendine lâyık görmez ve kabul etmez. Kendini şiddetle müdafaa eder.
 
 
 
 
 
Nefis, varlığında yokluk; yokluğunda varlık bulunduğunu bilmelidir.
Yani nefis şahsî varlığına güvenip, Cenâb-ı HAKKtan gaflet etse, yıldız böceği gibi şahsî ışıkçığı ile, sonsuz bir yokluk ve ayrılık karanlığı içinde boğulur gider. Fakat enâniyeti bırakıp, nefsin bir hiç olduğunu; nefsin ancak Mûcid-i Hakîkî’nin bir tecellî âyinesinden ibâret olduğunu gördüğü anda, bütün varlıklar âlemini ve sonsuz bir vücudu kazanır! Zîrâ, isimlerinin cilvelerine bütün varlıkların mazhar olduğu Cenâb-ı HAKK’ı bulan bir kalp, her şeyi bulmuş olur
 
Fotoğraf: Nefis, varlığında yokluk; yokluğunda varlık bulunduğunu bilmelidir. 
Yani nefis şahsî varlığına güvenip, Cenâb-ı HAKKtan gaflet etse, yıldız böceği gibi şahsî ışıkçığı ile, sonsuz bir yokluk ve ayrılık karanlığı içinde boğulur gider. Fakat enâniyeti bırakıp, nefsin bir hiç olduğunu; nefsin ancak Mûcid-i Hakîkî’nin bir tecellî âyinesinden ibâret olduğunu gördüğü anda, bütün varlıklar âlemini ve sonsuz bir vücudu kazanır! Zîrâ, isimlerinin cilvelerine bütün varlıkların mazhar olduğu Cenâb-ı HAKK’ı bulan bir kalp, her şeyi bulmuş olur
 
 
Yapısı gereği kendini hür ve serbest gören nefis, kendi haline bırakıldığında insanın başına getiremediği kötülük yoktur. Nefis her şeyi kendi hesabına göre değerlendirir. Hoşlandığı şeye kendisini tamamen verir. Kendini hatasız zanneder, hizmetten daima kaçar.
 
 
 
 
“Nefis, gafletle kusurunu, aczini, fakrını göremez ve görmek istemez.
Hem ne kadar musibetlere hedef olduğunu, çabuk bozulur, dağılır et ve kemikten ibaret olduğunu düşünmez adeta çelikten bir vücudu var gibi kendini ölümsüz olduğunu düşünür.”
 
 
 
 
Nefis terbiyesinde Kur’an ve iman hakikatleri ve ibadetlerle ve günahlardan kaçınmakla ve sünnet-i seniyeye uymakla terbiye etme yoluna gidilmelidir. Nefis terbiye edildiği zaman safiyet kazanır güzel sıfatların derecesine yükselebilir ve kişi dünya ve ahirette mutlu ve huzurlu yaşar
 
 
 
 
 
 
İnsanlar manaları çeşitli şekillerde alırlar. Manalar hadisat ve suretle gelirse gözde ve hayalde soyunur, sesle gelirse kulakta soyunur, kalbe çıplak olarak girerler.

İnsanın hayali suretlerin ve şekillerin dokuma ve imal merkezidir. İnsanın hayali ne kadar güzel, zengin ve ulvi şeylerle meşgul olursa; manalar o kadar nezih ve mükemmel bir şekilde muhataba akseder. Bazen insanın hayalinde bazı sebeplerden dolayı çirkin, mülevves, pis ve murdar şeyler bulunabilir.

Kalp’teki ulvi manalar çıplak çıkmazlar. Mutlaka hayalde kendilerine layık libası giyerler, öylece çıkarlar. İşte bu yüksek manalar hayalden geçerken pis ve murdar olan suretlere dokunabilir, yakınlaşabilir, yan yana bulunabilir. Vesveseli adam, bu yakınlaşmayı ve teması sanki manalar o libasları giyiyormuş zannederek şüpheye düşer.

Kalp’ten çıkan bu yüksek ve ulvi manalarla, hayalde dokunan murdar ve pis suretlerin; birbirine yakınlığının izahını yapamadığından dolayı, iki zıttı birbirine karıştırarak kalbinin ve maneviyatının bozulduğunu zanneder, tehlikeye düşer.

Hâlbuki pis bir delikten semanın yıldızlarına bakan bir adamın, ne kendisine ne de baktığı yıldızlara o pis deliğin pisliği bulaşmadığı gibi, ulvi manalarla hayaldeki çirkin suretlerin yakınlığı manalara ve hakikatlere zarar vermez.
 
 
 
 
 
 
Vesvese, adında anlaşılacağı üzere, insanın zihnine istem dışı şeytanın telkini ile gelen bir takım kuruntu ve vehimlerden ibarettir. Bunların zihinden, hayalden hatta tefekkürden geçmesi, yani düşünülüp tasavvur edilmesi bir hüküm ifade etmez; imana da bir zararı dokunmaz. Vesvesenin tek zararı, insanın bu vesveseyi kendi kalbinden zannedip zarara düştüm zannıdır. Bunun dışında vesvese ve vehmin imana da takvaya da bir zararı yoktur.
 
Vesvese, adında anlaşılacağı üzere, insanın zihnine istem dışı şeytanın telkini ile gelen bir takım kuruntu ve vehimlerden ibarettir. Bunların zihinden, hayalden hatta tefekkürden geçmesi, yani düşünülüp tasavvur edilmesi bir hüküm ifade etmez; imana da bir zararı dokunmaz. Vesvesenin tek zararı, insanın bu vesveseyi kendi kalbinden zannedip zarara düştüm zannıdır. Bunun dışında vesvese ve vehmin imana da takvaya da bir zararı yoktur.
 
 
 
 
 
 
 
 
 hizmetlerden geri durmamak, öne atılmak. Her an ölümü beklemek ve hazırlanmak.
Böylece nefis kendisinin “fakr” içinde olduğunu unutmaz. Bu idrâk onu Allah’ın Rahmân ismine ulaştırır. Yani nefis kendi fakirliğini bilmekle birlikte, daha dehşetli bir fakirlik olan ölümün her an kapıda olduğunu hissederek, hizmetlere atılır ve ibâdetlerde ön safta yer alırsa; Rahmân ismi o nefsi kucaklar, ihâta eder, şefkat eder, nîmetlerini bollaştırır, bereketini artırır, hadsiz sevaplar verir; ölümden sonra da o nefsi fakir ve yoksul bırakmaz. O nefse rahmet eder.
 
Fotoğraf: Hizmetlerden geri durmamak, öne atılmak. Her an ölümü beklemek ve hazırlanmak.
Böylece nefis kendisinin “fakr” içinde olduğunu unutmaz. Bu idrâk onu ALLAH’ın RAHMAN ismine ulaştırır. Yani nefis kendi fakirliğini bilmekle birlikte, daha dehşetli bir fakirlik olan ölümün her an kapıda olduğunu hissederek, hizmetlere atılır ve ibâdetlerde ön safta yer alırsa; RAHMAN ismi o nefsi kucaklar, ihâta eder, şefkat eder, nîmetlerini bollaştırır, bereketini artırır, hadsiz sevaplar verir; ölümden sonra da o nefsi fakir ve yoksul bırakmaz. O nefse rahmet eder.
 
Sen, Mesleğini ve fikirlerini hak bildiğin vakit, “mesleğim haktır veya daha güzeldir “ demeye hakkın var. Fakat,” yalnız hak, benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur. İnsafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz. Başkasının mesleğini butlân (haksızlıkla,boş ve abes olmakla, hak olmamakla) ile mahkum edemez.
Fotoğraf: Sen, Mesleğini ve fikirlerini hak bildiğin vakit, “mesleğim haktır veya daha güzeldir “ demeye hakkın var. Fakat,” yalnız hak, benim mesleğimdir” demeye hakkın yoktur. İnsafsız nazarın ve düşkün fikrin hakem olamaz. Başkasının mesleğini butlân (haksızlıkla,boş ve abes olmakla, hak olmamakla) ile mahkum edemez.




haylazlık ederken sinsice gülen çocuğunu tehdit eden annesi "Sen gül, ben de sana gülerim!" derken, onun gülmesinin tamamen farklı şekildedir
Fotoğraf: haylazlık ederken sinsice gülen çocuğunu tehdit eden annesi "Sen gül, ben de sana gülerim!" derken, onun gülmesinin tamamen farklı şekildedir


İmtihanın en büyük maksadı, bilenlerle bilmeyenleri, çalışkanlarla tembel olanları, aklını kullananlarla kullanmayanları birbirinden ayırt etmektir

Fotoğraf: İmtihanın en büyük maksadı, bilenlerle bilmeyenleri, çalışkanlarla tembel olanları, aklını kullananlarla kullanmayanları birbirinden ayırt etmektir.


Nefs ve şeytan faydalı birer alet mesabesindedir. Tıpkı ateş veya bıçak gibi. Ateşi evimizi ısıtmakta, yemeğimizi pişirmekte, etrafımızı aydınlatmakta ve daha bir çok faydalı işlerde kullanırız. Ama dikkat edilmezse ateş insanın evini yakar.... Bıçak elini doğrayabilir. Fakat kimse ateş evimi yakar, bıçak elimi doğrar diye bunları kullanmaktan vazgeçmez.
Aynen bunun gibi, nefsin sayısız faydaları, yanlış kullanıldığı taktirde de büyük zararları vardır. Mesela nefs yaratılmasaydı insan ve hayvanlarda yeme, içme, evlenme, üreme arzusu olmayacaktı. Yaşamak ve hayatta kalmak için barınma, ısınma, tehlikelere karşı korunma, düşmanla savaşma, ihtiyaçları giderme, icat ve keşiflerde bulunma gibi yetenekler de bulunmayacaktı. Kısacası hayat olmayacaktı.
Fotoğraf: Nefs ve şeytan faydalı birer alet mesabesindedir. Tıpkı ateş veya bıçak gibi. Ateşi evimizi ısıtmakta, yemeğimizi pişirmekte, etrafımızı aydınlatmakta ve daha bir çok faydalı işlerde kullanırız. Ama dikkat edilmezse ateş insanın evini yakar. Bıçak elini doğrayabilir. Fakat kimse ateş evimi yakar, bıçak elimi doğrar diye bunları kullanmaktan vazgeçmez.
Aynen bunun gibi, nefsin sayısız faydaları, yanlış kullanıldığı taktirde de büyük zararları vardır. Mesela nefs yaratılmasaydı insan ve hayvanlarda yeme, içme, evlenme, üreme arzusu olmayacaktı. Yaşamak ve hayatta kalmak için barınma, ısınma, tehlikelere karşı korunma, düşmanla savaşma, ihtiyaçları giderme, icat ve keşiflerde bulunma gibi yetenekler de bulunmayacaktı. Kısacası hayat olmayacaktı.
 
 
 
 
"Gözün nuru, nur-u imanla ışıklanırsa ve kavîleşirse, bütün kâinat gül ve reyhanlar ile müzeyyen bir Cennet şeklinde görünür. Gözün gözbebeği de, bal arısı gibi, bütün kâinat safhalarında menkuş gül ve çiçek gibi delillerinden, bürhanlarından alacağı ibret, fikret, ünsiyet gibi üsare ve şiralarından vicdanda o tatlı, iman balları yapar.”
 
 
 
 
Safer ayına mahsus bir duâdan ve son çarşambası kılınabilecek bir namazdan bahsedilir. Ancak duânın da, namazın da sahih olup olmadığı konusu ciddî tahkike muhtaçtır. Duâdır; yapılabilir. Namazdır; kılınabilir. Fakat bu duânın veya namazın Safer ayına mahsus kılınması sünneti değil, daha çok bid’ati çağrıştırıyor. Bizim günlük beş vakit namazımız farzıyla, nafilesiyle, sünnetiyle, tesbihatıyla beraber mevcuttur. Buna ilâve yapmak istersek, geceleri teheccüd namazı, kuşlukları duha namazı, akşamları evvabin namazı gibi günlük nafileler de vardır ve bunların sıhhatinde hiç şüphe yoktur.
 
 
 
 
Vahidiyet in ehadiyet in izahı?

Büyük bir denizin üstüne, denizi ihata edecek kadar büyük harflerle kelime-i tevhit yazılsa, bu yazıyı okuyabilmek için, denizi kuşbakışı ihata edecek bir mevkie çıkmak lazımdır. Ama buna herkes tam güç yetiremeyeceği için, o yazıyı yazan zat, aynı manayı ve şekli ifade eden o yazıyı, denizin damlalarına da yazıyor.

Böylece her nazar sahibi o denizin umumu üst...ündeki yazıyı damlalar vasıtası ile okuyor. Sonra o denizin üstündeki haşmetli yazıya intikal ediyor. Yoksa, damla olmasa, o yazıyı okuması mümkün değildir.

İşte, deniz kainattır, o yazı ise ALLAH’ın isim ve sıfatlarının tecellisidir. Damla ve üstündeki aynı yazı ise, kainatın umumundaki o tecellilerin cüzündeki, yani her bir parçadaki, her bir fertteki tecellisidir. Deniz, Vahidiyeti; damla ise Ehadiyeti temsil ediyor.

Bütün nebatat veya umum çiçekler, Vahidiyeti gösterir. Küçük ve tek bir çiçek ise, Ehadiyeti gösterir.









İnsan büyükçe bir taşı kaldıramaz ve o taşı kaldırmak için kendi kuvvetinden çok daha fazla bir kuvvetin olması gerektiğini düşünür. Sonra bunun ölçüsüyle, yıldızları ve gezegenleri bir sapan taşı gibi çeviren ALLAH-u Teâlâ’nın kudretini an...lamaya çalışır ve şöyle tefekkür eder: “Basit bir taşa bile gücüm yetmiyor ve bu taşı kaldırmak daha fazla bir kuvvet istiyor, acaba basit bir taşı kaldırmak bile böyle bir kuvvet isterse, semadaki yıldızları ve gezegenleri gezdirmek ve birbirine çarptırmadan çevirmek için nasıl bir kuvvete ve kudrete ihtiyaç vardır...”

İşte bu tefekkürde kişinin âczi bir ölçü olmuş ve bu âczin mikyasıyla kudret-i İlahiye anlaşılmaya çalışılmıştır.






Bekanın vücudun tekerrüründen ibaret olmasını ise şu misalle anlayabiliriz: Bizler yanan bir lambaya baktığımızda onu hep yanıyor şeklinde görürüz. Hâlbuki durum böyle değildir. Lamba bir yanmakta bir sönmekte, ancak bu yanıp sönmeler o kad...ar kısa bir zaman içinde olmaktadır ki, gözümüz ile o kısa zaman dilimini görememekte ve lambayı devamlı yanıyor zannetmekteyiz. Demek lambanın bekası, ışığının tekerrür-ü vücudundan ileri gelmektedir.

Aynen bunun gibi, insan için de beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir. Yani her saniye yenilenmesi, ona hayatın üflenmesi gerekir. Bu üfleme durduğunda ölüm vukua gelir.
Fotoğraf: Bekanın vücudun tekerrüründen ibaret olmasını ise şu misalle anlayabiliriz: Bizler yanan bir lambaya baktığımızda onu hep yanıyor şeklinde görürüz. Hâlbuki durum böyle değildir. Lamba bir yanmakta bir sönmekte, ancak bu yanıp sönmeler o kadar kısa bir zaman içinde olmaktadır ki, gözümüz ile o kısa zaman dilimini görememekte ve lambayı devamlı yanıyor zannetmekteyiz. Demek lambanın bekası, ışığının tekerrür-ü vücudundan ileri gelmektedir.   

Aynen bunun gibi, insan için de beka, tekerrür-ü vücuttan ibarettir. Yani her saniye yenilenmesi, ona hayatın üflenmesi gerekir. Bu üfleme durduğunda ölüm vukua gelir.









Yarın yepyeni bir gün değil
Bugüne bağlı bir gün
Bugün nasıl geciriyorsan yarın öyle gelişecek
Yaptıgın ibadetler hatalar günahlar iyilikler sevaplar
Yaşadıgın sıkıntılar hastalıklar musibetler
Davranışların sözlerin ...
Vs vs vs hepsi yarına yarınlara ahiretine yansıyor
Eger uyandıgında güzel bir güne başlamak istiyorsan bugün ibadetini yap tövbe et sabr göster selavat çek bolbol dua et sadaka ver en önemlisi ALLAHın merhametini kazanmaya bak
Fotoğraf: Yarın yepyeni bir gün değil 
Bugüne bağlı bir gün 
Bugün nasıl geciriyorsan yarın öyle gelişecek 
Yaptıgın ibadetler hatalar günahlar iyilikler sevaplar 
Yaşadıgın sıkıntılar hastalıklar musibetler
Davranışların sözlerin 
Vs vs vs hepsi yarına yarınlara ahiretine yansıyor
Eger uyandıgında güzel bir güne başlamak istiyorsan bugün ibadetini yap tövbe et sabr göster selavat çek bolbol dua et sadaka ver en önemlisi ALLAHın merhametini kazanmaya bak






ALLAHın izniyle
Olumsuz vesveselere, olumsuz hislere hatta olumsuz rüyalara kapılmam kaldıkı saçma sapan fala medyuma şarlatanlara kulak asmam
Heleki birşeylerin olumusuz gitmesinden endişe etmem

Ben ALLAHın atâ sını beklerim
Benim silahım/kapı gibi duam var
ALLAH bana yeter
 
 

 





İhlaslı davranıp, ihlas melodisini söyleyen insanda öyle bir hususiyet söz konusudur ki, o haliyle insan CENAB-ı HAKK’tan ne isterse, ALLAH (cc) ona lütfedip istediğini verir.
Fotoğraf: İhlaslı davranıp, ihlas melodisini söyleyen insanda öyle bir hususiyet söz konusudur ki, o haliyle insan CENAB-ı HAKK’tan ne isterse, ALLAH (cc) ona lütfedip istediğini verir.




Bana gelecekle ilgili Vesvese geldiginde cevabım hazır:)
Ozaman ne endişe kalıyor ne korku

"Ben acizemi sıgındımki aciz kalayım
Fakiremi sıgındımki fakir kalayım
Kuvvetsizemi sıgındımki kuvvetsiz kalayım...
Ben alemlerin kainatın herşeyin sahibi ve dizginleri elinde olan YÜCE İLAH ALLAHıma sıgındım

ben ALLAHım dan memnunum Onun güzelligi kapatır benim çirkinligimi
Onun mükemmelligi bana yeter
Hayatımı Onun ayarlaması planlaması beni mutlu ediyor
Ben ALLAH aitim
İnsanlara degil
Endişem yok
ALLAH kerimdir"
Fotoğraf: Bana gelecekle ilgili Vesvese geldiginde cevabım hazır:)
Ozaman ne endişe kalıyor ne korku 

"Ben acizemi sıgındımki aciz kalayım 
Fakiremi sıgındımki fakir kalayım
Kuvvetsizemi sıgındımki kuvvetsiz kalayım
Ben alemlerin kainatın herşeyin sahibi ve dizginleri elinde olan YÜCE İLAH ALLAHıma sıgındım

 ben ALLAHım dan memnunum Onun güzelligi kapatır benim çirkinligimi
Onun mükemmelligi bana yeter
Hayatımı Onun ayarlaması planlaması beni mutlu ediyor 
Ben ALLAH aitim 
İnsanlara degil 
Endişem yok 
ALLAH kerimdir"
 
 
 
 
 
 
Bugz etmek duygusu fıtratta vardır ve veriliş amacı mü’mine bugz etmek değildir. Her şeyden önce nefsimize, şeytana, küfre ve zulme düşman olmak içindir. Fotoğraf: Bugz etmek duygusu fıtratta vardır ve veriliş amacı mü’mine bugz  etmek değildir. Her şeyden önce nefsimize, şeytana, küfre ve zulme düşman olmak içindir.
 
 
 
HAYATA BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN
Fotoğraf: HAYATA BAKIŞ AÇINIZI DEĞİŞTİRİN
 
 
 
 
Sui zan, kötü zannetmektir
Hüsnü zan iyi zannetmektir
Fotoğraf: Sui zan, kötü zannetmektir 
Hüsnü zan iyi zannetmektir
 
 
 
 
 
 
ALLAHü teâlâ, Hz.Davüda vahyetti ki:

- Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler.

- Ya RABBi bunu nasıl yapayım?

- Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler.
Fotoğraf: ALLAHü teâlâ, Hz.Davüda vahyetti ki:

- Beni sev, beni seveni sev ve beni kullarıma sevdir! Beni sevsinler.

- Ya RABBi bunu nasıl yapayım?

- Nimet ve ihsanlarımı onlara hatırlat, onlar benden ancak iyilik beklesinler.
 
 
 
 
“ALLAH’tan kork. Bir kimse sende bildiği bir kusurdan dolayı seni ayıplarsa, sen onda bildiğin bir kusurundan dolayı onu ayıplamaya kalkışma; günahı onun sevabı ise senin olur.”
EFENDİMizsav, Cabir B. Süleyman özelinde tüm ümmetine “Seni ayıplasalar da sen ayıplayanlardan olma.” diyor
Fotoğraf: “ALLAH’tan kork. Bir kimse sende bildiği bir kusurdan dolayı seni ayıplarsa, sen onda bildiğin bir kusurundan dolayı onu ayıplamaya kalkışma; günahı onun sevabı ise senin olur.” 
EFENDİMizsav, Cabir B. Süleyman özelinde tüm ümmetine “Seni ayıplasalar da sen ayıplayanlardan olma.” diyor
 
 
 
 
 
Fotoğraf
 
 
 
 
 
Aynı güneşten ziya alan, aynı toprakta yetişen, aynı su ile sulanan ve aynı havayı teneffüs eden ağaçların, farklı meyveler vermesi, onların istidatlarının farklı olmasından kaynaklanır. Bunun gibi, aynı ayet, aynı hadis çizgisinde birleşen Müslümanların, farklı meslek ve meşreplere yönelmesi de Kur’an’ın farklı meyveleri olarak değerlendirilmelidir.
Bu çizgiden sapmamak şartıyla, herkesin kendi m...eşrebine göre Kur’andan aldığı feyiz farklılık gösterebilir.

Bunu anladığımızda şöyle bir sonuca varmamız zor olmayacaktır: Bizim düşüncelerimiz, işlerimiz, aile yapımız, toplum düzenimiz, ticaret anlayışımız, ahlâk seviyemiz ve daha nice değerlerimiz tamamen Kur’an’a göre şekillenmiş değil ki, bizdeki noksanlıklar yüzünden Ona itiraz gelsin. Biz her ne kadar Kur’an’a ve onun bütün hükümlerine iman etmiş olsak da, bu imanımız amel âlemine aksederken aslını tam olarak muhafaza edemiyor.

Araya hissiyatımız karışıyor, hevesimiz karışıyor, hırsımız, dünya sevgimiz, menfaat duygularımız karışıyor. Kısacası araya nefis ve şeytan karışıyor. Böylece her inandığımızı uygulamaya aynen aktaramıyoruz. Bizi, o ihtişamlı Kur’an değil, kendi aynamıza akseden sönük aksi terbiye etmiş oluyor.

Bizi seyredenler, inancımız ile yaşayışımız arasındaki bu tezadı gördüklerinde, kusuru şahsımıza verirlerse isabet etmiş olurlar. Ama bazı kasıtlı çevreler, “bizim noksanımızı, Kur’an hakkındaki bilgi zaafımızı, Kur’an güneşine muhatap olan ruh aynamızın küçük, kirli ve tozlu oluşunu” bahane ederek İslâm’a hücum ediyorlar. “Kur’an’ın terbiye ettiği insanlar işte bunlardır.” diyerek o hidayet güneşine toz kondurmaya çalışırlar.
 
 
 
 
 
13:24 - "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"

Bambu Agacı
Çin Bambu agacının yetismesi,
olumlu ısrar icin guzel bir örnektir.
...
Çinliler bu agacı söyle yetistirir:
Önce agacın tohumu ekilir,sulanır ve gübrelenir.
Birinci yıl tohumda herhangi bir degisiklik olmaz.
Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.
Bambu agacı ikinci yılda da topragın dısına filiz vermez.
Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem
tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir.
Fakat inatcı tohum bu yılda da filiz vermez.
Cinliler büyük bir sabırla besinci yilda da
bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet besinci yılın sonlarına dogru bambu yeşermeye baslar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklasik 27 metre boyuna ulasır.

Akla gelen ilk soru şudur :
Çin bambu agacı 27 metre boyuna altı hafta da mı
Yoksa bes yılda mı ulasmıstır?
Bu sorunun cevabi tabii ki bes yıldır.

Büyük bir sabırla ve israrla tohum bes yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi agacın büyümesinden hatta var olmasindan söz edebilir miydik?... Bir basarının şartları her zaman çok basittir.

Bir süre için alışın
Bir süre tahammül edin.
Her zaman inanın
Ve hicbir zaman geri dönmeyin.
Fotoğraf: 13:24 - "Sabrettiğiniz için size selam olsun. Ahiret yurdu ne güzeldir!"

Bambu Agacı
Çin Bambu agacının yetismesi, 
olumlu ısrar icin guzel bir örnektir.

Çinliler bu agacı söyle yetistirir: 
Önce agacın tohumu ekilir,sulanır ve gübrelenir. 
Birinci yıl tohumda herhangi bir degisiklik olmaz. 
Tohum yeniden sulanıp gübrelenir. 
Bambu agacı ikinci yılda da topragın dısına filiz vermez. 
Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem 
tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. 
Fakat inatcı tohum bu yılda da filiz vermez. 
Cinliler büyük bir sabırla besinci yilda da 
bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet besinci yılın sonlarına dogru bambu yeşermeye baslar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklasik 27 metre boyuna ulasır.

Akla gelen ilk soru şudur :
Çin bambu agacı 27 metre boyuna altı hafta da mı 
Yoksa bes yılda mı ulasmıstır?
Bu sorunun cevabi tabii ki bes yıldır.

Büyük bir sabırla ve israrla tohum bes yıl süresince sulanıp gübrelenmeseydi agacın büyümesinden hatta var olmasindan söz edebilir miydik?... Bir basarının şartları her zaman çok basittir.

Bir süre için alışın,
Bir süre tahammül edin.
Her zaman inanın
Ve hicbir zaman geri dönmeyin.
 
 
 
 
 
ALLAHın HABİBİSİ
Kainatın mahlukatın yaratılma sebebi
HZ MUHAMMEDsav e saldıranlar illa ki belasını buldu buluyor bulacakda
 
 
 
 
 
insanoğlunun aklı ve şuuruna çarpan öyle harika bir varlık düzeni, öyle eşsiz bir kâinat modeli, öyle yokuş-yukarı olaylar var ki, hayret etmemek, şaşkınlık göstermemek mümkün değildir.
İşte insanoğlu, aklının sınırlarını zorlayan ve duygularını sarsan dehşet verici olaylar karşısında kâinatın işleyişindeki kaderin hikmetli elini görüp çözümleyemediği için, tüm bu durumların sahibini hatırlar ve a...ncak onun aşkın hikmetini medh-u sena ederek ve tespih ederek ona sığınmak suretiyle ruhen teneffüs eder.
Yerküresini sarsıntıdan koruyan, zeminin kalbinden çıkan dağlar ve dağların volkanik teneffüsleri olduğu gibi,

insanın psikolojik zeminini sarsmaktan koruyan da, onun kalbinin zemininden çıkan ve ağız bacasından nefes almasına imkân veren tespih ve tekbir ile tahmiddir.
 
 
 
 
 
 
 
Fotoğraf
 
 
 
 
 
 
Duyguların tahlili yapılmadan doğru gelişme sağlanamaz. Doğru düşünmek, insanı, olay ve olguları oldukları gibi görmek, fikirler ve olaylar arasındaki bağlantıları doğru tespit etmek, doğru açıklamak, doğru anlamak ve doğru yorumlamaktır. Bu sebeple normal sınırların ötesindeki korku, sevgi, bağımlılık, duyarsızlık, insanın doğru düşünmesini engelleyen hususların başında gelmektedir. Doğru düşünebilmek için, insan aklının çelişkileri kolayca fark edebilme özelliğinin körelmemiş olması lazımdır.
 
 
 
 
Cerbeze, aklın ifrat halidir. Böyle bir akıl, batılı hak, eğriyi doğru gösterir. Cerbezenin şe’ni, bir kötülüğü büyüterek iyiliklere galip etmektir.

Pek çok iyilikleri ve bir tek kötülüğü olan bir insan, cerbezeli biri tarafından çok kötü olarak takdim edilebilir.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
ALLAH bir kuluna hayır murad ettimi onun cezasını tacil edip dünyada verir; bir kulu hakkındada kötülük murad ettimi onun günahlarını tutar, Kıyamet günü cezasını verir.
(Tirmizi)
 
 
 
 
 
 
Balıgın hafızası 3sn ama beyin hücrelerinin gelişimini sağlayan Omega-3 içeriyor
FESÜBHANALLAH
Resmen diyorki bende iş yoooookk (sebebim)
benim sahibim ALLAH beni senin için hazırladı
 
Fotoğraf: Balıgın hafızası 3sn ama beyin hücrelerinin gelişimini sağlayan Omega-3 içeriyor
FESÜBHANALLAH
Resmen diyorki bende iş yoooookk (sebebim)
benim sahibim ALLAH beni senin için hazırladı
 
 
 
 
 
Martin Luther’in de vurguladığı gibi “İnsan kendini kalben neye bağlarsa, o onun ilahıdır”
kalbimin resmi 
:)
Fotoğraf: Martin Luther’in de vurguladığı gibi “İnsan kendini kalben neye bağlarsa, o onun ilahıdır”
kalbimin resmi :)
 
 
 
 
 
ALLAHım
SULTANIM
Yaşantımın kusurlarını kabul edip senin kusursuzluguna sıgınıyorum
Dogrularınıda yaptırdıgın için teşekkür ediyorum
Fotoğraf: ALLAHım
SULTANIM 
Yaşantımın kusurlarını kabul edip senin kusursuzluguna sıgınıyorum
Dogrularınıda yaptırdıgın için teşekkür ediyorum
 
 
 
"Yaşadığımız hayat koşulları duasız yaşamak için hiçde elverişli değil"
 
 
 
 
ALLAH, RAHMAN olduğu gibi KAHHAR’dır da. İzzeti tattıran da Odur zilleti çektiren de. Bu dünyada sadece cemalî isimler tecelli etse ve insan sadece bunlara muhatap olsa idi marifeti noksan kalırdı. Bu imtihan meydanında, insanoğlu ALLAH’ı hem celal, hem de cemal sıfatlarıyla tanımak durumunda. Ahirette ise, yollar ayrılacak. İnsanların bir kısmı ibadet, ihlas, salih amel ve güzel ahlâklarına mükâf...at olarak, cennete girecek ve lütuf, kerem, ihsan gibi nice cemal tecellilerine, azamî ölçüde ve ebediyen muhatap olacaklar. Küfür ve şirk yolunu tutarak dalalet ve sefahate düşenler ise celal, izzet ve kahır tecellileriyle karşılaşacaklar. Böylece, ahiret yurdunda, ALLAH’ın hem cemalî hem de celalî isimleri en ileri mânâda tecelli etmiş olacak.
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Hz. Mevlânâ bir gün eve gelir,
oğlunu üzgün görür. Sebebini sorar.
Oğlu: "Hiç…" der.
Hz. Mevlânâ dışarı çıkar.

Kapıda asılı bir kurt postu vardır, onu alır üstüne giyer....
Ellerini havaya doğru açıp ulumaya başlar.
Oğlu babasının bu haline bakıp güler.

Hz. Mevlânâ:
"Evladım, gördün mü?" der.
"Dünya dertleri de işte böyledir.
Kurt, aslında korkutucu bir hayvandır.
Ama sen o postun arkasında babanın olduğunu
bildiğin için korkmadın ve güldün.
İşte bütün dertlerin arkasında da
Rabbinin olduğunu bil ve ona güven..."
Devamını Gör

 
 
 
 
Günde yüz kere,
( La ilahe illallah, el-melikül hakkul mübin, Muhammedün Resulullah, sadikul vâdil emin )
diyen, fakirleşmez, zenginleşir, kabirde kendisine yoldaş olur, Cennetin kapısını da açmış olur. [Hatib]

Çekelim de gari de gari :))))
 
 
 
 
 
Bir küçük çocuk, annesi nakış işlerken dizlerinin dibinde oturup onu seyretmeyi çok severdi. Bir keresinde aşağıdan annesine doğru bakıp sordu: “Anneciğim, ne yapıyorsun?”
Annesi, tatlı ve şefkatli bir sesle cevap verdi:
“Nakış işliyo...rum yavrum. Bu kasnaktaki kumaşın üstüne güzel desenler işlemeye çalışıyorum.”
Küçük çocuk: “Ama yaptığın şey, hiç güzel görünmüyor, karmakarışık…”
Gerçekten de çocuğun baktığı yerden, annesinin elinde tuttuğu kasnağın altındaki ipler, birbirine giriyor, kasnağın üstünde görülen sanatlı işlemelerden ise hiçbir eser görünmüyordu. Çocuğun bu sözüne annesi gülümseyerek:
“Hadi sen git, biraz oyna,” dedi
“Nakışımı bitirdiğimde seni dizime oturturum, o zaman o nakışa benim yakınımdan bakar ve ne olduğunu anlarsın.”
Çocuk oynarken,
annesinin parlak renkli ipliklerin yanında, o kapkara iplikleri neden kullandığını merak etmekten kendisini bir türlü alamadı. Biraz sonra annesinin sesi duyuldu:
“Gel kızım, yanıma otur da, birlikte bakalım bu nakışa.”
Annesi gibi kasnağa üst taraftan bakan çocuk, şaşkınlıktan ve hayranlıktan ne diyeceğini bilemedi. Kasnağın üstünde harikulade bir çiçek resminin nakşedildiğini gördü. Peki ama bu büyük farklılığın sebebi neydi? Alttan bakınca karmakarışık, üstten bakınca harika nakışlar. Nasıl böyle olabiliyordu? Annesi onun bu merakını şu sözleriyle giderdi:
“Yavrum, alttan bakıldığında nakış karışık ve anlaşılmaz görünüyordu. Çünkü sen nakşın üst tarafına daha önceden çizili bir plan olduğunu göremiyordun. Bu benim yaptığım bir dizayndı. O çiçeği işlemek için, benim bu çizimi ve planı takip etmem gerekiyordu. Şimdi benim tarafımdan baktığında ise, ne yaptığımı daha iyi görebiliyorsun.”
Küçük kız yıllar geçip büyüdüğünde, başına gelen her iyi ya da kötü, güzel ya da çirkin olaylar karşısında, hep bu yaşadığı olayı hatırladı. Hayatının bir nakış gibi, ilahî bir kudret eli tarafından dantel dantel işlendiğini, kendisine karışık, anlamsız, kötü gibi görünen olayların, aslında ilahî bir planın nakışları olduğunu, ortaya çıkacak bütünün ve kompozisyonun hârikulade bir resim teşkil edeceğini hissederek hâlinden pek de şikâyetçi olmadı.
Fotoğraf: Bir  küçük çocuk, annesi nakış işlerken dizlerinin dibinde oturup onu  seyretmeyi çok severdi. Bir keresinde aşağıdan annesine doğru bakıp  sordu: “Anneciğim, ne yapıyorsun?” 

Annesi, tatlı ve şefkatli bir sesle cevap verdi:

“Nakış işliyorum yavrum. Bu kasnaktaki kumaşın üstüne güzel desenler işlemeye çalışıyorum.” 

Küçük çocuk: “Ama yaptığın şey, hiç güzel görünmüyor, karmakarışık…” 

Gerçekten  de çocuğun baktığı yerden, annesinin elinde tuttuğu kasnağın altındaki  ipler, birbirine giriyor, kasnağın üstünde görülen sanatlı işlemelerden  ise hiçbir eser görünmüyordu. Çocuğun bu sözüne annesi gülümseyerek:

“Hadi  sen git, biraz oyna,” dedi

“Nakışımı bitirdiğimde seni dizime  oturturum, o zaman o nakışa benim yakınımdan bakar ve ne olduğunu  anlarsın.”

Çocuk  oynarken, 
annesinin parlak renkli ipliklerin yanında, o kapkara  iplikleri neden kullandığını merak etmekten kendisini bir türlü alamadı.  Biraz sonra annesinin sesi duyuldu: 

“Gel kızım, yanıma otur da, birlikte bakalım bu nakışa.” 

Annesi  gibi kasnağa üst taraftan bakan çocuk, şaşkınlıktan ve hayranlıktan ne  diyeceğini bilemedi. Kasnağın üstünde harikulade bir çiçek resminin  nakşedildiğini gördü. Peki ama bu büyük farklılığın sebebi neydi? Alttan  bakınca karmakarışık, üstten bakınca harika nakışlar. Nasıl böyle  olabiliyordu? Annesi onun bu merakını şu sözleriyle giderdi: 

“Yavrum,  alttan bakıldığında nakış karışık ve anlaşılmaz görünüyordu. Çünkü sen  nakşın üst tarafına daha önceden çizili bir plan olduğunu göremiyordun.  Bu benim yaptığım bir dizayndı. O çiçeği işlemek için, benim bu çizimi  ve planı takip etmem gerekiyordu. Şimdi benim tarafımdan baktığında ise,  ne yaptığımı daha iyi görebiliyorsun.” 

Küçük  kız yıllar geçip büyüdüğünde, başına gelen her iyi ya da kötü, güzel ya  da çirkin olaylar karşısında, hep bu yaşadığı olayı hatırladı.  Hayatının bir nakış gibi, ilahî bir kudret eli tarafından dantel dantel  işlendiğini, kendisine karışık, anlamsız, kötü gibi görünen olayların,  aslında ilahî bir planın nakışları olduğunu, ortaya çıkacak bütünün ve  kompozisyonun hârikulade bir resim teşkil edeceğini hissederek hâlinden  pek de şikâyetçi olmadı.
 
 
 
 
 
 
"Nefsine düşmanlık et, çünkü nefsin, benim düşmanımdır"hadis

Çok şükür hep isteklerimi RABBim LÜTUFKAR ım veriyor
Bazen İsteklerimin daha hayırlı bişekilde veriyo ki ben bunu sonra farkediyorum yada nefsimin hoşuna gitmeyen bi bölümü oluyo... ben durumlarda
İlk önce hemen küsüyorum
Küstügüm zamanda korkuyorum hemen "LÜTUFKARIM ALLAHım sen benim küsmeme bakma sen bana küsme
ben kusurluyum seni cok seviyorum sen kusursuz mükemmelsin
Nefsim fena diyorum

Sonraaaaaa ALLAHhhhh LUTUFKAR MÜKEMMELL ZENGİN ÇÖMERT ALLAHım
benii bi şımartıyooo öyle güsel ayarlıyorkiiii şaşırıyorum
Herşey Onun elinde
Ya sebeb yaratıyo ya sebeb susturuyo

Nefsimin Kaprisi küsmesi bana cook yarıyooo:)))))
Fotoğraf: "Nefsine düşmanlık et, çünkü nefsin, benim düşmanımdır"hadis

Çok şükür hep isteklerimi RABBim LÜTUFKAR ım veriyor
Bazen İsteklerimin daha hayırlı bişekilde veriyo ki ben bunu sonra farkediyorum yada nefsimin hoşuna gitmeyen bi bölümü oluyo ben durumlarda 
İlk önce hemen küsüyorum 
Küstügüm zamanda korkuyorum hemen "LÜTUFKARIM ALLAHım sen benim küsmeme bakma sen bana küsme 
ben kusurluyum seni cok seviyorum sen kusursuz mükemmelsin 
Nefsim fena diyorum 

Sonraaaaaa ALLAHhhhh LUTUFKAR MÜKEMMELL ZENGİN ÇÖMERT ALLAHım 
benii bi şımartıyooo öyle güsel ayarlıyorkiiii şaşırıyorum
Herşey Onun elinde 
Ya sebeb yaratıyo ya sebeb susturuyo 

Nefsimin Kaprisi küsmesi  bana cook yarıyooo:)))))
 
 
 
 
 
 
bazen aklıma insanlar begensin diye yapılan spor dalında,sanat alanında bazı klas , karizma hareketleri ALLAH için yapıldığını düşünüyorum uuuuffff çok şahane yaaa
acayip muhteşem görüntüler, hazlar, duygular bide ALLAHın hoşlandığını yaşamak
yok böyle bişeee 
 
 
 
 
 
Biz, ALLAH rızası için hizmet etmeyecek ve RABB’imizin hoşnutluğunu kazanamayacak, kendilerine hizmet götürdüğümüz insanların dualarını alıp, rıza dairesini genişletemeyeceksek ve RABB’imiz bizim hakkımızda; “Ben sizden razıyım, siz de Benden razı olun” demeyecekse, bütün bu mücadelelerin hiçbir manası yoktur.
Fotoğraf: Biz, ALLAH rızası için hizmet etmeyecek ve RABB’imizin hoşnutluğunu kazanamayacak, kendilerine hizmet götürdüğümüz insanların dualarını alıp, rıza dairesini genişletemeyeceksek ve RABB’imiz bizim hakkımızda; “Ben sizden razıyım, siz de Benden razı olun” demeyecekse, bütün bu mücadelelerin hiçbir manası yoktur.
 
 
 
 
 
" Hiçbir duygu kendiliğinden ortaya çıkmaz. Mutsuzluk, huzursuzluk, kaygı, öfke, nefret vs. duyguların önünde mutlaka olumsuz bir düşünce vardır. Bu olumsuz düşünce zamanla otomatik hale geldiği için beynimizden saniyenin milyonda biri hız...la geçer. Bu kadar hızlı geçen düşünceleri bilincimiz algılayamaz. Fakat bir sineğin uçuşunu bile kaydeden bilinçaltımız bu otomatik düşünceyi algılar ve kaydeder. Yani biz farkına varmadan beynimizde bazı kimyasal değişimler olur. Bu otomatik olumsuz düşünce olumsuz duyguları tetikler. Danışanlarıma düşüncelerini sorduğumda hemen hemen tamamına yakını duygularını dile getirirler. “Bu olay hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu olay yaşandığında ne düşündünüz?” gibi sorulara “Mutsuz oldum, husursuz hissettim, öfkelendim” gibi duygu kelimeleriyle cevap verirler. Bunun nedeni düşünceyi yakalayamamış olmaları ve yakaladıkları ilk bilginin duygularla ilintili olmasıdır. Ardından vücudumuz beyinden aldığı emirle fizyolojik tepkiler verir. Bunlar kızarma, terleme titreme, sesin yükselmesi, kalp atış hızının artması, soluk alışverişinin hızlanması gibi tepkilerdir. Son olan da bunlarla uyum gösteren bir davranış sergilemektir."
 

Fotoğraf: "  Hiçbir duygu kendiliğinden ortaya çıkmaz. Mutsuzluk, huzursuzluk, kaygı, öfke, nefret vs. duyguların önünde mutlaka olumsuz bir düşünce vardır. Bu olumsuz düşünce zamanla otomatik hale geldiği için beynimizden saniyenin milyonda biri hızla geçer. Bu kadar hızlı geçen düşünceleri bilincimiz algılayamaz. Fakat bir sineğin uçuşunu bile kaydeden bilinçaltımız bu otomatik düşünceyi algılar ve kaydeder. Yani biz farkına varmadan beynimizde bazı kimyasal değişimler olur. Bu otomatik olumsuz düşünce olumsuz duyguları tetikler. Danışanlarıma düşüncelerini sorduğumda hemen hemen tamamına yakını duygularını dile getirirler. “Bu olay hakkında ne düşünüyorsunuz? Bu olay yaşandığında ne düşündünüz?” gibi sorulara “Mutsuz oldum, husursuz hissettim, öfkelendim” gibi duygu kelimeleriyle cevap verirler. Bunun nedeni düşünceyi yakalayamamış olmaları ve yakaladıkları ilk bilginin duygularla ilintili olmasıdır. Ardından vücudumuz beyinden aldığı emirle fizyolojik tepkiler verir. Bunlar kızarma, terleme titreme, sesin yükselmesi, kalp atış hızının artması, soluk alışverişinin hızlanması gibi tepkilerdir. Son olan da bunlarla uyum gösteren bir davranış sergilemektir."
 
 
 
 
 
 
 
 
İnsanda ene, nefis, şeytan gibi cihazlar var ve bunlar ancak mücahede ve mücadele ile susturulabilirler. Bunlara "siz yoksunuz" demekle bunlar yok olmuyorlar. Bu duyguların en büyük davası ise varlık davasıdır. Hatta ene, nefis ve şeytan bütün şerlerini bu varlık davası üstüne bina ediyorlar.
Fotoğraf: İnsanda ene, nefis, şeytan gibi cihazlar var ve bunlar ancak mücahede ve mücadele ile susturulabilirler. Bunlara "siz yoksunuz" demekle bunlar yok olmuyorlar. Bu duyguların en büyük davası ise varlık davasıdır. Hatta ene, nefis ve şeytan bütün şerlerini bu varlık davası üstüne bina ediyorlar.
 
 
 
 
 
 
 
 
Vakit geldi
HAYY isminin tecellisi
Tekrar dirilme zamanı
Herşey canlanmaya başladıııı
Eeee bizede sanatcının eserlerini saygıyla hayretle seyretmek gıdamızı almak duyguları coşturmak haz almak düşer 
 
 
 
Şeytan boş kuruntularla oyalar
“…Ve onları mutlaka saptıracağım, onları boş kuruntularla oyalayacağım…” (Nisa Suresi, 119)
Şeytan, insanları boş hayallerle avutur, boş kuruntularla onları oyalar. Çölde yol alanlar zaman zaman serap görürle...r, onu gerçek zannederler, ümitle ona doğru koşarlar. Hâlbuki bir hayalin peşinde koşmaktadırlar. Onun gibi şeytan da insanları boş fikirlerle, hoş hayallerle durmadan oyalar. Mesela, batıl bir fikrî akım çıkar, nice insan bunun peşine takılır. Hâlbuki bir işlerine yaramayacak, onları asla mutlu yapmayacaktır.Devamını Gör
 

 
 
 
 
 
ALLAH, kainatta var olan bütün mahlukatı ihtiyaç ve fakirlik içinde yaratmıştır. Özellikle hayat ve şuur sahibi varlıklar, kainatta her şeye muhtaç olarak yaratılmışlardır. İşte bu ihtiyaçların hepsine birden fıtrat denilebilir. Yani bütün ...mahlukatın mahiyet ve fıtratı ihtiyaçlar ile kaplanmıştır. İşte bu ihtiyaçlar da bir nevi ALLAH’tan talep ve istekte bulunuyorlar.

Mesela, bir mide acıkması ile ALLAH’tan rızık talep ediyor. Bir göz görme ihtiyacı ile renkleri ve görüntü alemini talep ediyor ve hakeza. ALLAH da bu ihtiyaçlara mutlak bir ekseriyet ile cevap veriyor. Zira mahlukatın bu ihtiyaçları tedarik etmesi imkansızdır. Mesela bir elmanın icadı için bütün kainatın çarklarını işletmek ve döndürmek gerekiyor. İnsan ise buna muktedir değildir.
 

Fotoğraf: ALLAH, kainatta var olan bütün mahlukatı ihtiyaç ve fakirlik içinde yaratmıştır. Özellikle hayat ve şuur sahibi varlıklar, kainatta her şeye muhtaç olarak yaratılmışlardır. İşte bu ihtiyaçların hepsine birden fıtrat denilebilir. Yani bütün mahlukatın mahiyet ve fıtratı ihtiyaçlar ile kaplanmıştır. İşte bu ihtiyaçlar da bir nevi ALLAH’tan talep ve istekte bulunuyorlar.

Mesela, bir mide acıkması ile ALLAH’tan rızık talep ediyor. Bir göz görme ihtiyacı ile renkleri ve görüntü alemini talep ediyor ve hakeza. ALLAH da bu ihtiyaçlara mutlak bir ekseriyet ile cevap veriyor. Zira mahlukatın bu ihtiyaçları tedarik etmesi imkansızdır. Mesela bir elmanın icadı için bütün kainatın çarklarını işletmek ve döndürmek gerekiyor. İnsan ise buna muktedir değildir.
 
 
 
 
 
 
"bir düşün...
bir sabah uyanıyorsun,evinin salonunda yepyeni eşyalar ,bulaşıklar yıkanmış,güzel yemek kokuları geliyor.. tek başına yaşıyorsun ve bunları kim yaptı diye düşünmezmisiniz...

Ya birde şu kainata bakın..
miskokulu çiçekler ,enfes tattaki yiyecekler,meyveler..yemyeşil doğa,içtikçe ferahlatan su...bütün bunların kendi kendine olduğu düşüncesi...
Yorum Büyükekin"
 
Fotoğraf: "bir düşün...
bir sabah uyanıyorsun,evinin salonunda yepyeni eşyalar ,bulaşıklar yıkanmış,güzel yemek kokuları geliyor.. tek başına yaşıyorsun ve bunları kim yaptı diye düşünmezmisiniz...

Ya birde şu kainata bakın..
miskokulu çiçekler ,enfes tattaki yiyecekler,meyveler..yemyeşil doğa,içtikçe ferahlatan su...bütün bunların kendi kendine olduğu düşüncesi...
Yorum Büyükekin"
 
 
 
 
 
"İnsanın kendi yavrusuna olan şefkati, ALLAH’ın sonsuz şefkatinin zayıf bir tecellisidir"

İnsanın mahiyetindeki cüzi şefkat, ALLAH’ın külli şefkatine açılan bir pencere gibidir. İnsan bu cüzi şefkati ile kıyas yapıp, külli şefkate intikal ediyor. İnsandaki bu cüzi şefkat olmasa idi, insan hiçbir zaman ALLAH’ın külli şefkatini anlayamayacaktı.

Fotoğraf: "İnsanın kendi yavrusuna olan şefkati, ALLAH’ın sonsuz şefkatinin zayıf bir tecellisidir"

İnsanın mahiyetindeki cüzi şefkat, ALLAH’ın külli şefkatine açılan bir pencere gibidir. İnsan bu cüzi şefkati ile kıyas yapıp, külli şefkate intikal ediyor. İnsandaki bu cüzi şefkat olmasa idi, insan hiçbir zaman ALLAH’ın külli şefkatini anlayamayacaktı.
 
 
 
 
 
 
"Mevlana ' nın çok sevdiğim bir sözü ile başlamak istiyorum. "Ne fark eder ki, kör insan için elmas da bir, cam da … Sana bakan kör ise SAKIN kendini camdan sanma! " Ne kadar derin ve güzel bir sözdür bu. İnsanın kendi değerinin farkında olmasının ne kadar önemli olduğunu çok keskin bir dille vurgulamıştır.
Farkındalık kavramı yaşamın pek çok alanında hayati önem taşır esasında. Öncelikle insanın ...kendi gerçeklerinin farkında olması gerekliliğinden bahsetmek istiyorum. İnsan önce kendi değerinin, yapabileceklerinin ve sahip olduklarının ne kadar değerli olduğunun farkında olmalıdır. Daha sonra ise yaşadığı çevrenin, ait olduğu ailenin ve yaşadığı ülkenin gerçeklerinin farkında olmalıdır.
Kendi gerçeklerini net bir şekilde görmeli, kendi gerçeklerinin farkında olmalıdır ki boş hayaller peşinde koşarken aslında sahip olduğu en değerli özelliğini yani insanlığını kaybetmemelidir.
Neden, nasıl ve niçin sorularının ayırdına varmalıdır. Kendisine empoze edilen dayatma öğretilerin ne kadar doğru olduğunu sorgulamalıdır.
Düşünmelidir insan, sorgulamalıdır, araştırmalıdır, sorular sormalı ve cevapları bulmak için her kaynağı incelemelidir.
Nedir yaşamak? Önce bunu sorgulamalıdır. Yaşamak; yemek, içmek, nefes alıp vermek, uyumak ya da cinsellik ten mi ibarettir sadece? Bütün bu saydıklarımız canlı olan tüm varlıklar içinde geçerli değil midir? O halde bizi diğer canlı varlıklardan ayıran nedir?
ZB felsefe"
 
 
 
 
 
 
İnsanın mahiyetine ve duygularındaki genişliğe dikkat ile bakıldığında, insanın bu dünyaya gelişmek ve manen terakki etmek için gönderildiği anlaşılıyor. Yoksa hayvan gibi çabalamak ve yutmak için insan bu dünyaya gönderilmiş değildir.

Na...sıl beş yüz milyar değerinde lüks bir yolcu otobüsü, tavuk kümesi yapılamaz ve altın tepsi ile ahır dışkısı temizlenemez ise, insanın yüksek ve üstün fıtrat ve mahiyeti de şu dünyanın adi ve basit süfli işlerinde heba edilemez. İnsan ile hayvan arasındaki farkı, insan iman ve ibadet ile göstermez ise, o zaman insan yüksek mahiyetini alçak işlerde meccanen heba etmiş olur ki, bunun bedeli çok ağır olan cehennemdir.

İnsana takılan acizlik ve fakirlik damarları, dünyanın adi ve basit işleri için yaratılmadığının en büyük delilidir. Zira insanın tasarımı dünyanın adi şeylerini kabul edecek bir mahiyette değildir.

Demek insan acizliği ile aciz olmayanı, fakirliği ile de fakir olmayan Zatı tanımak ve ona dayanmak ve ondan yardım almak için tasarlanmıştır. Biz bu amacı hayvanları taklit ederek unutur ya da atıl bırakırsak cezasını da çekeriz. Öyle ise acizliğimizi, ALLAH’ın sonsuz kudretini çekmekte, fakirliğimizi de ALLAH’ın sonsuz zenginliğine yaslanmakta kullanmalıyız, bizim asıl vazifemiz budur.
 
 
 
 
 
 
 
Dün bugün için endişelenip korktugumda tam güvenerek ALLAH KERİMdir demiştim bugün Çok şükür KERİMLİĞİYLE muhatab oldum yarın için ise ALLAH KERİMdir:))))))
Fotoğraf: Dün bugün için endişelenip  korktugumda tam güvenerek ALLAH KERİMdir demiştim bugün Çok şükür KERİMLİĞİYLE muhatab oldum yarın için ise ALLAH KERİMdir:))))))
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Dünya hakiki zevk yeri değil, bir imtihan meydanıdır. Bu meydanda, bir takım nimetleri tatsak bile, “tasavvur-u zevalden gelen elemler kalbi kanatıyor.”
Alınan lezzet ondan ayrılmanın elemi yanında çok küçük kalıyor. Öte yandan, dünya nime...tlerine kavuşmak için büyük gayretler gösteriliyor. Çekilen sıkıntılar saatlerce, aylarca sürdüğü halde, alınan lezzet birkaç dakika yahut birkaç saat kadar kısa kalıyor. Bu yönüyle de bir üzüm yedirmenin bedeli yüz tokat oluyor.
Fotoğraf: Dünya hakiki zevk yeri değil, bir imtihan meydanıdır. Bu meydanda, bir takım nimetleri tatsak bile,  “tasavvur-u zevalden gelen elemler kalbi kanatıyor.”
Alınan lezzet ondan ayrılmanın elemi yanında çok küçük kalıyor. Öte yandan, dünya nimetlerine kavuşmak için büyük gayretler gösteriliyor. Çekilen sıkıntılar saatlerce, aylarca sürdüğü halde, alınan lezzet birkaç dakika yahut birkaç saat kadar kısa kalıyor. Bu yönüyle de bir üzüm yedirmenin bedeli yüz tokat oluyor.
 
 
 
 
 
İnsanın kalp ve aklında ne hükmedip yerleşmiş ise, o hükme göre hadiseleri yorumlayıp algılaması insan fıtratının değişmez bir prensibidir. Mesela pesimist (karamsar) bir filozof her şeyi karamsar olarak okur ve anlar, hayatı da ona göre şe...killenir.

Optimist (iyimser) bir filozof ise her şeyi iyimserlik penceresinden izler, hayatı da ona algılar. Kırmızı gözlük nasıl eşyayı kırmızı gösteriyor ise, siyah gözlük de eşyayı siyah gösterir.
 
 
 
 
 
"Huz ma safa da' ma keder." "Sana safa (huzur ve sevinç) veren şeyi al, üzüntü ve keder veren şeyi de bırak."

Tamam artık gali böle
Fotoğraf: "Huz ma safa da' ma keder." "Sana safa (huzur ve sevinç) veren şeyi al, üzüntü ve keder veren şeyi de bırak."

Tamam artık gali böle :)
 
 
 
Yürürken başımın yerde olması sizi rahatsız etmesin. Benim tek derdim; yere düşen edebinize takılmamak.... Hz. Mevlana
 
 
 
 
 
 
 
kainatın yaratılış hikmetini ve sırlarını insanlara ders vermeleri ve insanların yaratılışlarına uygun hareket etmeleri için, peygamberler (a.s) gönderilmiştir.
 
 
 
 
Fotoğraf
 
Fotoğraf
 
 
 
 
 
 
MÜKEMMEL RABBimin güçüne kuvvetine kudretine sırtımı dayamışım benim sırtım yeregelmez
Çokşükür
Fotoğraf: MÜKEMMEL RABBimin güçüne kuvvetine kudretine sırtımı dayamışım benim sırtım yeregelmez :) 
Çokşükür
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
Kemiyet ve keyfiyet birbirinin karşıtı olarak kullanılan iki kavramdır.
Kemiyet, sayıcı çokluk, keyfiyet ise kalite anlamındadır. Mesela, binlerce demir para sayıca çoktur; fakat bu çokluk küçük bir elmasa mukabil gelmez.

“Kemmiyetin, keyfiyete nisbeten ehemmiyeti yok.”

Bir böcekteki hayat şerefi, bütün bitkiler âlemini fazlasıyla tartar. Bir müminin değeri, dünyalar dolusu müşrikle kıyasa gelm...ez. Birinci misâlde hayat, ikinci misâlde ise iman keyfiyettir.

Yeryüzünde bir tek ümmeti olan, yahut hiç ümmeti bulunmayan peygamberlerin yaşadığı dönemler de olmuştur. O dönemlerde de yine bu Kâinat’ın MALİK’i, o bir yahut iki sevgili kulundaki keyfiyetin hürmetine, nice kemiyetlere hayat hakkı tanımıştır.

İlim de bir keyfiyettir; bir âlim milyonlarca cahille mukayese edilmez.

Tebliğ ve irşad hizmetinde kemiyet-keyfiyet münakaşasının çok uzağında durmak gerekir. Zira, iman ve Kur’an hakikatleriyle tanışacak olan kalabalıklardan kimlerin, keyfiyet yönüyle, diğerlerinden daha ileri gideceği bilinmez.

“Yeryüzündekilerin çoğuna uysan, seni ALLAH yolundan saptırırlar” ayeti, sayı çokluğunun önemli olmadığına dikkat çeker. (En’am, 116) Önemli olan, yanlış yolda giden kalabalıklara uymak değil doğru yolda ilerlemektir.