29 Temmuz 2012 Pazar

seni gidigidi out beni gidigidi in

Nefis
kusurunu görmez, nasihati üstüne almaz, üzerine toz kondurmaz.
Zayıf olan şeytan, kuvvetli olan insan iradesine bir takım hilelerle galip gelebiliyor. İnsanın çoğu zaman haramlara girip, şeytana mağlup olması, şeytanın kuvvetli olduğundan değil, onun hilesinin ve desisesinin kuvvetli olduğundan ileri gelir.
şeytan, insanın RABBine günahsız varmasını istemediği için, açık olan tevbe kapısını insana kendi eliyle kapattırmaya çalışır.
Bunu temin etmek için de şöyle bir desiseye başvurur. İnsana nefsini hoş gösterir. Nefsin kusurlarını göstermez. Şeytanın bu oyununa gelen bir insan, kusurunu itiraf etmez. Bir kusur olsa da bin bir bahane bulup, suçu yine başkasının üzerine atar.
kadının biri komşularına eziyet eder komşular bakarlar olacak gibi değil napalım ne edelim
her cuma kendilerine sohbet eden hocalarına söyleyelim o ona nasihat etsin söylesin diye düşünürler sonra hocaya anlatırlar hocada tamam deyip sohbete başlar kadının gözüne baka baka anlatır nasihat eder bi ara kadın hocanın lafını keser hocam varya sizin bu anlattıklarınız aynısını görümcem yapar keşke o burda olsaydıda dinleseydi der.
Kusurunu görmemek o kusurdan daha büyük bir kusurdur. Nefsini kusursuz gören, günahını itiraf etmez, itiraf etmediği için de elbette o günahından tevbe etmeyip, ALLAH ın af ve mağfiretinden, rahmet ve merhametinden mahrum kalır. Şeytan bunu iyi bildiği için insanı tevbe istiğfardan uzaklaştırmaya, insana açılan mağfiret kapısını kendi eliyle insana kapattırmaya çalışır. Bu kapıyı kapattırmanın yolu da insana nefsini kusursuz gösterip, günahını itiraf ettirmemektir.
İnsanı günaha meylettiren, dersini şeytandan alan nefis olduğu için bütün kusurlar ondan çıkıyor. Bir defa insanı mağlup etmiş, günaha girdirmiş; ikinci defa da o günahını itiraf ettirmeyerek mağlup etmeye çalışıyor. Çünkü insan kusurunu görse, günahını itiraf eder. Günahını itiraf eden o günahtan tevbe eder, affedilmesi için CENAB-I HAKK’a istiğfarda bulunur. Bu şekilde, günahlara karşı, ALLAH’ın rahmetine sığınan, umulur ki, affedilir de o günahların zararından kurtulur. Zaten şeytanın insanı mahrum bırakmaya çalıştığı şey de ALLAH’ın affı ve mağfiretidir.

taşıdığın sanatın görünmesi için ışık yak

İnsanlar arasında maddenin kıymeti ile sanatın kıymet ayrı ayrıdır.
Mesela bir resim kağıdı düşünelim. Bu kağıt ücret olarak yüz kuruş eder. Ancak aynı kağıt üzerine RESULULLAH (sav) bir besmele yazsa veya Hazreti Ömer Efendimiz (ra) bir elma resmi yapsa , artık bu kağıda değer biçilmez. Fakat, verilen değer, kağıda değildir, kağıdın üzerindeki sanatadır.
Sanatın değeri ise ustasının konumuna göre farklılık arzeder.
EFENDİMİZİN(sas) yazacağı bir besmelenin fiyatı ile bir sahabenin veya sıradan bir insanın yazacağı besmele elbette farklı olacaktır.

Sanat, maddeden daha kıymetlidir. İnsan maddi olarak; et, kemik ve kandan ibarettir. Bu açıdan baktığımızda, insan en kıymetsiz varlık olur. Zira eti yenmez, derisi işe yaramaz; bir koyun kadar kıymet alamaz.

Ama üstündeki nakışlar, sanatlar itibarıyla bakılsa,
değeri birden bire artar ve bütün mahlukatı geride bırakır.
Adeta ALLAH'ın yazmış olduğu bir imza gibi olur.
Aynen öyle de insanın maddesi itibarı ile çok fazla değeri olmayabilir.
Fakat alemlerin yaratıcısı olan ALLAH'ın yazmış, yaratmış olduğu bir sanat eseri olarak baktığımızda elbette ki, değeri de yükselecektir.
insanın maddi yapısı ve bu yapının işleyişi, büyük ve geniş bir maksada hizmet ediyor. Bu maksat ALLAH’ın isim ve sıfatlarının tecelli ve tezahür etmesidir. Evet ALLAH’ın bir çok ismini insan maddiyat ve cesedi ile tartabiliyor. Mesela; küçücük dili ile yer yüzünde ne kadar tat ve ikram varsa tartabiliyor. Küçücük gözü ile kainatın bütün renk tonlarını görüp zevk edebiliyor vs. İnsanın maddi cesedine takılan her bir azanın ayrıca binlerce hikmet ve güzellikleri bulunuyor. Bütün bu hikmet ve güzellikler bir araya geldiği zaman, insanın hilkaten ne kadar kemalde olduğu anlaşılıyor
Eğer nur-u iman, içine girse, üstündeki bütün mânidar nakışlar, o ışıkla okunur.
İnsanın kıymeti,
o san’at-ı RABBANİYEye göre olur; ve âyine-i SAMEDANİYE itibarıyladır.
O halde, şu ehemmiyetsiz olan insan,
şu itibarla bütün mahlûkat üstünde
bir muhatab-ı İlâhî ve Cennete lâyık bir misafir-i RABBANİ olur.

28 Temmuz 2012 Cumartesi

ALLAH insan şehrini inşa ederken

Psikoloji, davranışları ve zihinsel süreçleri inceleyen bir bilim dalıdır. Hem insanlar hem de hayvanlar üzerindeki çalışmaları kapsar.
Psikoloji, diğer bilimlere kıyasla kısa bir geçmişe sahiptir.
Bu kısa süre içinde psikoloji değişik biçimlerde tanımlanmıştır. İlk tanım insan zihninin yapısının incelenmesi biçimindeydi.
İnsan zihnini gözleyebilmenin imkansızlığı karşısında psikologlar,
psikolojiyi "gözlenebilen davranışların bilimsel incelemesi" biçiminde tanımlamışlardır.
İnsanın davranışlarını oluşturan temel unsurlar, insandaki ruh, akıl ve kalptir. Yani insanın ruh, akıl ve kalp dünyası nasıl şekillenmiş ise, davranışlar da ona göre şekilleniyor. Ruh dünyası simsiyah renkte olan birisinin davranışları bembeyaz bir renkte olamaz.
Psikoloji insanların davranışlarından hareketle insan hakkında bir kanaate ulaşıyor. Halbuki İslam, insanın temel unsurları olan akıl, kalp ve ruhun mahiyetine uygun bir terbiye sistemi ile işe başlar.
Bunun sebebi, insan ALLAH’ın bir eseri ve sanatı olduğu için,
onu en güzel bilen ve ona en güzel terbiye sistemini önerebilecek olan yegane mürebbi O’dur.
Halbuki insan ve onun geniş mahiyeti, insanlığın düşünce ve tecrübesi karşısında bir muamma ve gizemli bir şehir gibidir.
ALLAH insan şehrini inşa ederken, ibadete meyilli ve duaya muhtaç bir karakter ile yaratmıştır.
Mide nasıl yiyeceklere göre dizayn edilmiş ise, akıl tefekkür, kalp iman ve muhabbet, ruh da ibadet ve zikir için dizayn edilmiştir. Bütün insanların bir şeye iman etme ve tapınma geleneği, bu dizaynın bir neticesi bir alametidir diyebiliriz. İnsanlığın bu külli ibadet ihtiyacı ibadet edilmeye layık olan bir Zatın, yani MABUDU EZELİ’nin varlığına işaret eden bir levha gibidir.
Özetle, ruh incelenen bir obje, psikoloji ise insanın gözlem ve incelemesine dayanan bir ilim dalıdır.
ağustos ayının sonuna kadar(ayetel kürsi)cekilecek inşALLAH
hacet namazını kılanlar
nıyeti (katılan enaz 100 tane çekene ve encok çekene
iman, saglık ,sıhhat,afıyet huzur iki cihanda saadet ve selamet, ALLAHIN rızası ,firdevs cenneti ve katılanların muradlarının olması ) olacak inşALLAH

gözlerini aç daniel uyuşturma beynini düşün


Şirin bir orman köyünde David ve Daniel adında iki kardeş yaşarmış.
David iyi huyluymuş.Daniel ise başına buyrukmuş .
Büyüzden pek anlaşamazlarmış.Bunlar Büyüklerinden ormanın arkasında güzel bir bahçe oldugunu duymuşlar.İki kardeş bir gün bu bahçeye gitmeyi karar vermişler.Gökyüzüne uzanan ağaçların gölgelediği patikada giderlerken yolun ikiye ayrıldığını farketmişler.
Orada konaklamakta olan bilge bir adama sormuşlar_:hangi yoldan gitmemiz gerekiyo.
Bilge adam ciddi bakışlarla onları süzmüş.
Sonra şöyle cevap vermiş:_birinci yolu seçenlerin bazı kurallara uyması gerekir
ancak bu sayede güvenli yol alırlar.
İkinci yolda ise serbestlik ve başıboşluk vardır.
fakat buna karşı tehlike ve korku kaçınılmazdır.
Şimdi dilediğiniz yolu siz seçin.
bu gizemli açıklamadan sonra David birinci yoldan gitmeyi önermiş kurallara uymayı kabul etmiş. Daniel ise kuralları uymayı reddetmiş.Aralarında anlaşamıyınca iki kardeşin yolları ayrılmış.Daniel ikinci yola yönelmiş,dereler tepeler aşmış.Ormanın ortasında yemyeşil bir düzlüğe ulaşmış.Etraf cok sessizmiş.İçini bir korku salmış.
Tam bu sırada arkasında müthiş bir gürültü kopmuş, hemen dönüp bakmış.
Birde ne görsün çalıların arkasından fırlayan iri bir aslan kükreyerek onda doğru geliyormuş.Daniel nereye gittigini bilmeden hızla kaçmış.Karşısına bir kuyu çıkmış.Canını kurtarmak endişesiyle kuyunun içine atmış.Yarısına kadar düştüğünde bir ağaca takılmış.Ağacın dallarına sıkıca tutunmuş.Ancak cok gecmeden biri beyaz biri siyah iki fare ağacın kökünü kemirmeye başlamış.Yukarıda aslan,
kuyunun dibinde ise korkunç bir ejderha agzını açmış ,onun düşmesini bekliyormuş.
Üstelik kuyunun duvarlarındada akrepler dolaşıyormuş.Tutundugu ağacın dallarına bakmış ;bu bir incir ağacıymış.Fakat her nasılsa dallarında cevizden nara kadar bütün meyveler varmış.
Aklı karışık ,kalbi korku dolu olduğu halde gözlerini kapatmış.
Herşeyi unutup güzel bir bahçede oldugunu hayal etmeye çalışmış.
Ardından dallardaki tüm meyveleri yemeye başlamış.Halbuki o meyvelerin birkısmı zehirliymiş.
Birsüre sonra öyle müthiş sancılar hissetmişki ;
içinde bulundugu durumdan derhal kurtulmak istemiş ama bu mümkün olmamış.
öte yandan David birinci yoldan ormanın içlerine doğru ilerliyor fakat kardeşi gibi endişe duymuyormuş.
İyi huylu olduğu için etrafındaki güzelliklerin farkına varıyor, mutlu oluyormuş.

Derken ormanın içinde ilginç bir bahçeye rastlamış.Güzel ve bakımlı meyve ağaclarının arasında kötü kokulu bir bataklık varmış.Kendi kendine"herşeyin iyisine bak David"demiş.Bataklıga arkasını dönmüş ve güzellikleri izlemiş.İyice dinlendikten sonra yoluna devam etmiş.Az ilerde geniş bir düzlük görmüş.Oraya ulaştığında bir aslan tarafından izlendiğini farketmiş.
David:-bu ormanda garip şeyler oluyor,sanırım braların bir sahibi var.
Bu aslanda onun bir hizmetkarı olmalı.
diye düşünmüş.
Yinede kendini korumak için kaçmış.Kardeşi gibi oda bir kuyuya rastlamış,içine atlamış.Kuyunun ortasında bir ağaca tutunmuş.Kurtulduğunu düşünürken ağacın kökünü kemiren fareleri görmüş.Yukarıda aslan ,aşagıda müthiş bir ejderha onu bekliyormuş.Ürpermiş.Ancak biryandanda düşünüyormuş(tefekkür:)
David:-bu gizemli işlerin bir rastlantı oldugunu sanmıyorum demiş kendi kendine.Bunları hazırlayan biri oldugundan eminim.Belkide beni izliyordur.Burda yanlız oldugumu hiç sanmıyorum.Bu sırada tutundugu ağacın türlü meyveler veren bir incir ağacı oldugunu farketmiş.Birtek ağacta her meyveyi serğileye bilen bu gizli güçü merak etmeye başlamış.Onu tanımak istemiş.Güçü yettigince bagırmış.
David :-Ey buraların gizemli sahibi seni tanımak istiyorum .
Seni arıyorum.Sırlar çözülsün .Gerçekler görünsün .
Derdemez kuyunun duvarları yarılmış.Ejderhanın acık agzı açık bir kapıya dönüşmüş.Ardında yemyeşil çimenler ,renkgarenk çiçekler,kelebeklerle süslü güzel bir bahçe görünmüş.Aslan kanatlı beyaz bir at olup bahçeye süzülmüş.David ın sevinçine şaşkınlıgına diyecek yokmuş.Ata binip ailesine ulaşmak istemiş.Tam o sırada karşısında birisi belirmiş.Dikkatle bakınca onun yol ayrımında karşılaştıgı bilge adam oldugunun farketmiş.
David:- herşeyi enbaşından biliyordun dimi.diye sormuş ona.
Bilge adam :-evet demiş gülümseyerek.
David :-durma anlat öyleyse
Bilge adam:-seçmiş oldugun birinci yol Kur an ve iman yolunu temsil eder.Uyulması gereken bazı kurallar olmakla birlikte gercekte en güvenli yoldur.Kardeşinin seçtiği ikinci yol ise kanuna uymak istemeyenlerin seçtigi isyan yoludur.
Görünüşte serbestlik olmasına ragmen gerçekte sıkıntı ve yanlızlık vardır.
David:- Ya o tuhaf bahçenin anlamı neydi.
Bakımlı ,güzel ağaçların ve çiçeklerin arasında o kötü kokulu bataklıgın ne işi vardı.
Bilge adam:-karşılaştıgın bataklık ve bahçe toplumu temsil eder.Yaşadıgımız cevrede hem iyilik hem kötülük bulunur.Senin yaptıgın gibi daima iyi ve güzel olanları seçmek gerekir.
Ancak böyle mutlu olabiliriz.
David :-peki ya düzlükte peşime düşen aslan ve gizemli kuyunun sırrı nedir?
Bilge adam:-Ulaştıgın düzlük senin dünyan .60metrelik kuyu 60 senelik ömür.
Peşindeki aslan ölüm.
Ejderha agzı ise mezardır.
iman la ölüm inananları sevdiklerine kavuşturan bir araç,
mezar cennete acılan bir kapı olur.
David:- ya kuyunun duvarlarındaki akrepler
Bilge adam :-onlar dünyanın sıkıntılarıdır.Dünyaya gerektiginden fazla baglanmayı önlemek amacıyla uyarı için yaratılmışlardır
David:-peki tutundugum agacın kökünü kemiren siyah ve beyaz fareler nedir?
Bilge adam:-Onlarda geceyle gündüzü yani gecip giden zamanı temsil eder.
Zaman ilerledikçe ömrün sonu yaklaşır.
David:-İncir agacındaki çeşitli meyveler ?
Bilge adam:-agaçta sergilenen sayısız meyveler dünya nimetlerine işaret eder.RABBİmiz cennet nimetlerini tanıtmak amacıyla benzer lerinin bu dünyada sergilemiştir.Tatmaya ve yararlanmay izin vardır.Ama aç gözlülüge izin yoktur.Çünkü kural ve yasak tanımadan haram helal demeden yemeye kalkanlar kendilerine zarar verirler.
Kardeşin bu nedenle şu an acı çekiyor.
Halbuki sen aklını kullandıp doğru kararlar verdin.
Böylece hem rahat ettin hem de bu güzel bahçeyi yani cenneti kazandın.Orada sonsuza kadar sevdiklerinle mutlu yaşayacaksın.
Umarım kardeşinde gercegi anlarda sıkıntıları sevinçe dönüşür.
David :-bende umarım .demiş
Bu dünya hayatının anlamını kavradıgı için cok mutluymuş.Enbüyük arzusu kardeşinin ve diger insanlarında gerçekleri görmesiymiş.

27 Temmuz 2012 Cuma

bir yol kapandı ozaman başka yollara müracaat "yol mu yok"

Kainattaki her bir şey, ALLAH’a açılan birer pencere hükmündedir.
Yani yıldızlardan ve galaksilerden tutun ta dağlara ve ovalara,
oradan çiçeklere ve böceklere kadar her şey,
ALLAH’a ve onun marifetine açılan birer tabaka birer levha birer pencere hükmündedirler.
Bu noktadan bakacak olursak, kainattaki her bir şey
CENAB-I HAKK'a nazır ve ona vasıl olan yollar hükmündedir.
Bir eşyanın üstündeki nakış ve sanat iman ve tefekkür nazarı ile okunur ise, bu okumak direkt o nakış ve sanatın nakkaşına ve sanatkarına intikal ettirir.
Yani her bir mevcut üstünde ALLAH’a açılan pencereler vardır.
Bizim yapmamız gereken sadece o pencerelerden iman gözü ile seyretmektir.
Mesela, bir portakalnın güzel şekli ALLAH’ın MUSAVVİR ismine, estetik ve güzel kabuğu MÜZEYYİN ismine, vücuda gıda ve kuvvet olması REZZAK ismine, tatlı ve cezbedici olması
KEREM ve RAHİM isimlerine intikal edip uzanır.
Biz bu manaları portakal üstünde ve diğer sanatlar üstünde okuyabilirsek, her an ALLAH’ın eşya ve mahlukat ile alakadar ve yaratmakta olduğunu anlarız. Özellikle de kendi vücut ve nefsimizdeki tecellileri iman nazarı ile okuyabilirsek,
her an ALLAH’ın terbiye ve tedbirinin üstümüzde olduğunu müşahede ederiz;
bu bize güzel bir kapı ve sayfa olur.
Alemin tabakalarından maksat; eşya ve onun türleridir.
Mesela yıldızlar marifetullah için bir tabakadır, dağlar, ovalar, nehirler, bitkiler ve hayvanlar da hakeza aynı şekilde ALLAH’a vasıl olan yol ve tabakalardır.
Âdi bir yol kapandığı zaman bütün yolların kapanmış olduğunu tevehhüm etmek,
cehaletin en büyük bir şahididir..
Âlem, bir bütün olarak, ALLAH'ın varlığına, birliğine, esmâ ve sıfatlarına delil olduğu gibi,
terkip ve cüzleri ile de delildir.

Mesela, bütün hayvanlar ortak yönleri ile ALLAH'a delâlet ettikleri gibi,
her bir nev, her bir fert ve her ferdin her bir uzvu da, yine ALLAH'a delâlet etmektedir. Ancak bazı varlıkların, ALLAH'a nasıl delâlet ettiklerini anlayamayabiliriz.

Yol bizim için kapalı görünebilir.
Bu durumda hemen kafamızı kaldırıp başka delillere bakacağız.
Yoksa, o delilde ısrar etmek veya o delil ile diğer bütün delillere bakmak ve onları da kapalı tevehhüm etmek, cehâletin işâretidir.

Mesela; 20. Yüzyılın başlarında, bazı ateist bilim adamları,
bademcik ve dalak gibi uzuvların hiç bir işe yaramadıklarını gerekçe göstererek,
"Kâinat'ta her şey anlamsızdır."
demekteydiler.

İki organda göremedikleri hikmeti, bütün varlığa teşmil etmek suretiyle,
büyük bir cehâlet örneğini sergilemişlerdi. Ancak, daha sonra bu iki organın ne denli faydalı olduğu yine ilim adamları tarafından ispat edildi.

Halbuki yapılması gereken şu olmalıydı;
Bademcik ve dalağın ne işe yaradığını bilmememiz, hikmetsiz oldukları anlamına gelmemelidir.

Zira kâinat'ta hiç bir şey anlamsız değildir.

26 Temmuz 2012 Perşembe

fıtri ahvali bozma özgün halinde bırak "orijinal kal"

30. Ey Resulüm, batıl dinlerden uzaklaşarak yüzünü ve özünü, hak din olan İslâm’a yönelt.
Yani ALLAH’ın insanları yaratmasında esas kıldığı o fıtrata uygun hareket et. ALLAH’ın bu hilkatini kimse değiştiremez. İşte dosdoğru din budur. Fakat insanların ekserisi bunu bilmezler, anlamazlar. Rum Suresi
fıtrat,
“ALLAH-Ü TEALA’nın mahlûkatı kendisini tanıtacak, insanı da mahlukata bakarak ALLAH’ı bilip tanıyacak, iman edip ibadet edecek kabiliyet, hal ve istidat üzere yaratmasıdır.”
Fıtrat, varlıkların yapısını oluşturan, geliştiren ve değiştiren kanunlar bütünüdür.
İnsanların, hayvanların, bitkilerin, yerin, göğün, kurumların, kavramların hâsılı her şeyin yapısı ve işleyişi fıtrata göredir.
İnsanın iki fıtratı vardır;
birisi doğuştan gelen özgün ve hakiki fıtratı, diğeri ise insanın kesbi(sonradan elde edinilmiş, sonradan kazanılmış) ve kazanımı ile elde ettiği suni fıtratıdır.
Bu ikinciye i’tiyad-i sani de denilmiştir. Yani insanın niyet ve iradesi ile teşekkül ettirdiği ikinci fıtrat.

Birinci fıtrat yani vicdani esaslara dayanan hakiki fıtrat, tabii halde diyebiliriz, hakkın ve doğrunun bir miyarı(ölçü) ve mizanıdır. Bu bütün insanlarda ortak bir anlayış ve ortak bir seziştir. Bu yüzden insanlığın ortak ve temel ahlaki normları, bu özgün fıtri halin bir neticesi, bir sonucudur denilebilir.

İnsandaki ikinci suni fıtrat ise, insanın kesbi ve niyeti ile şekillendiği için arızalı ve sunidir. Bu yüzden her insanda farklı farklı tezahür eder.

Bazı insanlar, bu ikinci fıtri oluşumu tabi fıtrata yakın bir terbiye ve tedbir ile oluşturduğu için
iki fıtrat arasında uyumluluk olur.
Aralarında bir mutabakat tesis olur ve bu da davranış ve ahlakta güzel neticeler verir.
Yani orijinal ve samimi davranışlar sergiler.
İslam’ın ve onun terbiye sisteminin fıtri oluşu Müslümanlar üzerinde olumlu ve güzel ikinci fıtratların oluşmasına sebep olmuştur.
Bu yüzden İslam alimleri ve evliyaları halis ve fıtri bir güzelliğe sahip olmuşlardır.

Bir de suitedbirinden dolayı bazı insanlar, farklı inanç ve ideolojilerin de tesiri ile ikinci fıtratları gayet yamuk ve eğri büğrü oluşur. Birinci fıtrat ile ikinci fıtrat arasında bir uyumsuzluk oluşur. Daima bir birleri ile çelişir ve çatışırlar. Genelde ikinci suni fıtrat tabi ve doğal olan birinci fıtratı ifsat eder. Fıtri olarak güzel iken, bozuk ikinci fıtratın müdahalesi ile o güzelliği bozar,
yerine suni ve yapmacık halleri getirir.
mrzer Graffiti Art
Bir de zamanla ikinci bozuk fıtrat, birinci tabi fıtratı ifsadı ile tamamen dönüştürüp kendi gibi bozuk hale getirir. Artık bu adamın hayra ve güzelliğe kabiliyeti kalmaz.
Bütün amelleri yapmacık ve suni olur.
fıtratı tefessüh
(çürüme, (kişi, toplum vb. için) özelliğini, niteliklerini yitirerek bozulma, kokuşma)
edenler
Artık böyle bir fıtratın doğal hali, ifsat ve kötü hallerdir.
"Ve fıtrî olarak vicdanda şuurla bizzat hissedilen vicdaniyatın esası, ikinci bir şuur ve niyetle inkıtâ bulur."
Burada asıl müşkil kısım, ikinci fıtratın müdahalesi ile birinci fıtratın tabiliğinin bozulmasıdır.
Bu birinci fıtrat şayet tefessüh etmiş bir fıtrat ise artık tekebbür ve
kötü haller bunun tabi haline dönüşmüş şeklidir.
Böyle olunca, bu bozuk fıtrat tabi olarak tekebbür edeceği zaman, niyet ile bu tabilik bozulabilir.
Tıpkı güzel birinci fıtratın tevazu halinin ikinci bir fıtratın müdahalesi ile bozulması gibi.

Özet olarak,
temiz ve doğal olan birinci fıtratın tabi halini, bozuk ve suni olan ikinci fıtratın müdahalesi bozar. Mesela birinci fıtri hal tevazu kabiliyetinde iken, bozuk ve suni ikinci fıtratın müdahalesi ile o tevazu hali gider, yerine riya ve gösteriş hali gelir.
Yine birinci fıtratı kokuşmuş olan bir fıtrat tabi hali ile tekebbür etme kabiliyetinde iken, ikinci suni fıtratın müdahalesi ile o tekebbür halini izale eder, yani bir nevi menfi fıtriliğini bozar. Fıtrilik müspet ve menfi iki halde de olabilir.

Yine mutlu ve ferahlı olmaya niyet etmek ikinci bir müdahale olmasından doğallığı bozar, mutluluk ve ferahı kaçırır. Zira mutluluk ve ferahlık fıtri bir haldir, niyet ile elde edilemez. Ama gam ve kedere karşı insan psikolojik olarak kendini alıştırıp hazırlayabilir. O zaman gam ve keder gelse hazırlıklı olduğu için hafif atlatır. Bu yüzden fıtri şeyler önünde suni setler çekmek bir şey ifade etmez.
Ama insanın elinde fıtri ahvali bozmak veya özgün halinde bırakmak imkanı vardır.
banksy2 Graffiti Art
Zaten sorumluluk da bundan dolayıdır. Bize düşen görev birinci fıtrat ile sonradan oluşan suni ikinci fıtrat arasında mutabakat ve uyumluluğa yardımcı olmaktır.
Fıtrata aykırı olan hiçbir şey insanı mutlu edemez ve toplumun saadetini sağlayamaz.
İnsan kalbini de memnun ve tatmin eden,
insana huzur veren ancak
“ALLAH’ı anmaktır.”
“Hayır nefsinin güzel gördüğü, kalbin rahatladığı ve yüreğinin tatmin ve mutlu olduğu şeydir.
Şer ise, nefsin çirkin gördüğü, kalbin nefret ettiği, gönlünün tereddüt ettiği ve
seni rahatsız eden şeydir.” HADİS
“Seni rahatsız eden şeyi terk et, rahatlatan şeyi yap. Daima iyi niyet sahibi ol.
Bil ki ameller niyetlere göredir”HADİS
Ben bütün insanları fıtrat-ı selim üzere ve hanif inancında yarattım.
Sonra şeytanlar onları yoldan çıkardılar.
Benim helal kıldıklarını onlara haram ettiler, bana şirk koşmalarını söylediler. ,
Hâlbuki onların bu yaptıklarının hiçbir delili ve dayanağı yoktur HADİS

23 Temmuz 2012 Pazartesi

Beyin net mesajlar ister

Bir gemi için dümen ne ise, insan için irade odur.
İnsan irade ile devamlı beyne mesajlar gönderir. Beyin net mesajlar ister.
Kararsızlık insanı ruhen zayıflatır.
Bir ordu komutanı askerlerine, "Şöyle yapsanız herhalde iyi olur." ;
"Sanıyorum şöyle yapmanız gerekiyor" gibi ifadeler kullansa kimseyi harekete geçiremez.
Başarılı bir komutan, net ifadelerle emir ve direktiflerini verir. Onun gibi, "Bugün şu kitabı okusam herhalde iyi olur." "Sanıyorum ders çalışmam gerekiyor" tarzında kararlar alan birisi hedefe varamaz. "Mutlaka okumalıyım, çalışmalıyım" diyen birisi ise, adım adım hedefine ulaşır.

İnsanın fiilleri meyillerden doğar.
Meyiller ise; akıl, duyu organları ve latifelerle beslenir. İnsandan güzel fiillerin meydana gelmesi, bütün bunların irade dümeni ile güzel şeylere yönlendirilmesiyle mümkündür. Mesela, diğer gün zor bir imtihanı olan talebe, "mutlaka başarmalıyım" diye başarıya doğru meyleder. Bu meyil, onu çalışmaya sevk eder. Kendisi ders çalışırken dışarıda oyun oynayan arkadaşlarını görse bile, iradesi buna engel olur, oyunu en azından imtihan sonrasına erteletir.
"Sabah saat beşte uyanmalıyım"
diyen birisi, saatini kurmasa bile o vakitte uyanır. Saatini sabah beşe kuran, fakat iradesini buna yönlendirmeyen ise, çalan saati duymayacaktır.

Kuvvetli bir evlenme isteği içinde olan bir genç, aklının öne sürdüğü "bak, daha okuyorsun. Bir ev geçindiremezsin" gibi gerekçeleri dinler, evliliğini tehir eder. İmanlı birisiyse, nefse hakimiyet için oruç tutar, hayalen dahi olsa, müstehcen görüntülerden kaçınır.
Eğer dini bir terbiye almamışsa, o kuvvetli evlenme meyli, onu gayr-i meşru yollara sevk eder.

Alışkanlıklar zamanla insan kalbinin derinliklerine kök salar. Öyle ki, kişi istese bile iradesini isteği dışında kullanır.

İlim zekâya, amel iradeye bakar. Sadece ilmî terbiye gören birisi, amelde çok falso yapabilir. Sözgelimi, sigara içen hemen herkes bunun zararlı olduğunu bilir. Fakat o sigarayı bırakmak, sadece ilim işi olmadığından, ancak kuvvetli bir irade gösterebilenler bırakmakta başarılı olurlar.
175. Kendisine âyetlerimizi verdiğimiz halde onlardan sıyrılıp da şeytanın kendisini peşine taktığı, bu yüzden de azgınlardan olan kimsenin haberini onlara anlat.

176. Dileseydik o âyetlerle onu elbette yüceltirdik. Fakat o dünyaya saplanıp kaldı da kendi heva ve hevesine uydu. Onun durumu köpeğin durumu gibidir: Üzerine varsan da dilini sarkıtıp solur; kendi haline bıraksan da dilini sarkıtıp solur. İşte bu, âyetlerimizi yalanlayan toplumun durumudur. Şimdi onlara bu olayları anlat ki düşünsünler. araf süresi

irade terbiyesi
İslamiyet, insanları başıboş bırakmaz, onları yönlendirir. "Şu haramdır, uzak dur! Bu helaldir, istifade et!" der. Bu yönden baktığımızda, irade eğitiminin esasının dindarlık olduğunu söyleyebiliriz. Dine kuvvetli inanan birisi, iradesini dinin gösterdiği esaslar doğrultusunda kullanır, haramdan kaçar, helalden yararlanır.
Dini bir terbiye almayan birisi ise, iradesinin dizginini nefis ve şeytana verir.
Nefis ve şeytan,
böyle kişilerin iradelerini şehvet tarlalarına, isyan bataklıklarına
yönlendirir.

22 Temmuz 2012 Pazar

tatlı çekicilik

"Bütün mevcudattaki cezbe ve cazibe kanunları muhabbettendir."
"her zerre içinde bir güneş taşır,
zerre ağzını açarda güneş çıkarsa o pusudan
ortalık tuz buz olur ışıltısından.
zerreyi ortadan kesseniz ortada bir güneş,
etrafında güneşler görürsünüz..."
Cazip (çeken) ALLAH’ın ebedi cemal ve kemalidir.
İncizap (çekilen) ise, insanın bu ebedi cemal ve kemalin tesirine girmesidir.
Cezbe (çekilme hali) ise, bu cazibe ve incizap halinin insan üzerindeki coşkun halleridir. İşte insandaki huzur ve mehabet bu cezbe halinin adıdır.
Derecesine göre her insanda bu hal az çok bulunur.
Dış etken olmadan, iç harekete geçmez; bu kainattaki etki tepki yasasına aykırıdır.
Yani insanın içindeki huzuru tetikleyen dış bir etken lazımdır ki, bu da ALLAH’ın ebedi olan cemal ve kemalidir.
ALLAH, insan vicdanına bir incizap kuvveti koymuştur; yani çekilme duygusu koymuştur. Nasıl radyonun alıcısı,
bir verici dalgayı hissettiği zaman,
hemen algılar ve vericinin ne olduğu hususunda veya
yayın faaliyeti hakkında aygıtımıza bilgi ve veri aktarır,
biz de o veri istasyonunun mesajını dinleriz.
Aynı şekilde insanın vicdanındaki çekilme kabiliyeti de, yani incizap da cazibedar bir hakikati,
yani ALLAH’ın sonsuz isim ve sıfatlarının nihayetsiz tatlı çekiciliğini algıladığı zaman,
hemen algıladığı bilgi ve veriyi kalbe ve akla aktarır;
biz de o cazibedar hakikat hakkında malumat sahibi olmuş oluruz.
İşte bu çekme çekilme sürecinin tamamına muhabbet deniliyor. Ya da çekme ve çekilme, muhabbetin bir sonucu, bir neticesidir. İnsan aşık olduğu bir şeye karşı sürüklenir, ona doğru çekilir demektir. Çekme ve çekilme muhabbetin somut bir remzidir.
sen nasıl bir pınarsın ey şems?
içtikçe susadığım.
sen nasıl bir ateşsin ey şems?
yandıkça serinlediğim.

18 Temmuz 2012 Çarşamba

güm be de güm güm ayar çekme zamanııı

insanın yaratılışının en mühim gayesi şükürdür.
Bu şükrü yapmak için de RABBimiz kainatı ve insanı biribiriyle sıkı bir etkileşim içinde yaratmıştır. İnsana hadsiz bir ihtiyaç verip, maddî ve mânevî rızkın hadsiz envâına muhtaç etmesi gibi...

Ancak, bu etkileşim, zamanla ülfet ve ünsiyet darbesine maruz kalarak unutulabiliyor.
İşte bu ülfeti izale edecek ve ortadan kaldıracak bir tahrik edici güç lazımdır;
bu ise oruçtur.
İnsanın nisyan kökünden gelmesindeki en önemli sebep,
ALLAH’ı ve kulluğu unutmasındandır. İnsanların çoğunluğunun gaflet ve dalalette olması da bu manayı ispat ediyor. Bu unutmak manasının dereceleri vardır. Kimisi için unutmak küfür derecesinde iken, kimisi için dalalet, kimisi için de gaflet derecesindedir.
İnsanın hayatında bir intizam ve hedef olmaz ise, (intizam ve hedef burada kulluk ve ibadet anlamındadır) insanın zihni ve düşüncesi nefis ve hevanın peşinde koşar ve bütün aza ve cihazlarını da bu yolda sarf eder. İnsan adeta kendi benliğinin bir kölesi, bir aracı haline dönüşür. Her şeyi kendi benliğine hizmet eden bir vasıta olarak düşünür. Bu da insanı egoist ve hedonist (Hayatın gayesini hazcılık olarak görenler) yapar.
Yani insanı bencil ve zevkperest yapar.
İnsanın yapmış olduğu bütün zulüm ve ahlaksızlıkların temelinde, insanın kendisini unutması ve gayesiz kalması vardır. Unutmak, burada gaflet ve hedefsizlik anlamındadır. Yani insanın asıl gayesi ve hedefi ibadet ve kulluk iken, insan bunu inkar ve gaflet ile unutup, başka şeylere yöneldiği için zalim ve cahil unvanına liyakat kespetmiştir. Aciz ve fakir olduğunu unutur, sonra da ALLAH’a meydan okumaya kadar gider.
İşte Ramazandaki oruç, insana unuttuğu kulluğu hatırlatır ve şişirdiği benliğine ayar çeker.
Oruç insanın serkeşliğini, yani başı bozukluğu giderir, ahlakın güzelleşmesini temin eder. Nefsine haddini bildirir.
Oruç, insanın nefsini ıslah ve terbiye etmede adeta terbiyelerin ve riyazetlerin özü ve özeti gibidir. Nasıl ki, namaz ibadetlerin özeti ise, oruç da nefisi terbiye etmek için önerilen bütün terbiyelerin ve disiplinlerin özeti gibidir.
oruç heyecanı
Avustralya'nın Yeni Güney Galler (NSW) Eyaleti Toplum ve Vatandaşlık Bakanı Victor Dominello, bu yıl ilk defa Müslümanlar gibi oruç tutacağını söyledi. Dominello, "Onun için şimdiden kendimi iftarın zengin sofraları için hazırlıyorum. İftar sofraları, bende unutulmaz anılar bırakıyor." dedi.
Dominello, "Bu yıl daha çok iftar programlarımız ve davetlerimiz gençlere yönelik olacak. İftarlar çok güzel dostluk ve diyaloglar ile karşılıklı anlayışlara vesile oluyor. Onun için bu önemli dönemleri çok iyi değerlendirmek lazım." dedi.
Dünyaca ünlü İngiliz ağır siklet boks şampiyonu Danny Williams, Türkiye’de tatildeyken duyduğu ezan sesinin hayatını değiştirdiğini ve İslam’ı seçtiğini söylüyor
Yıllar önce ilk Ramazanını yaşadığında Müslüman olalı sadece bir hafta olduğunu anlatıyor. “Müslüman olduktan sonra çok heyecanlanmıştım, Ramazan’ın gelişini dört gözle bekliyordum.
İlahiyatçı ve İslam Fıkıhçısı Prof Dr. Hayrettin Karaman
Ramazan’ın ihtişamlı yapısı hem sosyal ve toplumsal hem de bireysel birlik ve dirliği sağlayıcı bir iklime sahip. Hayatın manası ve gayesi maddi zevklerden ibaret değildir; insan denilen değerli varlığın bedeninden başka bir beyni, bir de kalbi vardır. Yeme içmeyi bir yana bırakıp beyin ve kalbin açlığına yönelmek, onları tefekkür ve ibadetlerle gıdalandırmak, insanlığımızın derinliklerine yol verir, maddenin ve dünyaya düşkünlüğün kapattığı pencereleri açar ve bütün güzelliklerin, kemallerin kaynağı/yaratıcısı olan Yüce Mevla ile kulu arasında -diğer zamanlardan ve hallerden farklı- bir yakınlık ve bu yakınlığın verdiği manevi haz, huzur ve sa
adet hâsıl olur
4 ay önce Müslüman olan Raisa?nın oruç heyecanı
Müslüman olan Rus turist rehberi Reyhan (Raisa) Kopylova (21), Ramazan'da ilk defa oruç tutacak olmanın heyecanını yaşıyor.
Jelly Panderias, yıllarca arkadaşlarını oruç tutarken izledi. İki ay önce İslam’ı seçen 22 yaşındaki Fransız Müslüman, 1 milyarlık İslam alemiyle ilk Ramazan’ını yaşıyor
Bu yıl Panderias, en sonunda Müslüman arkadaşlarının hissetiklerini yaşama fırsatını yakaladı. 22 yaşında yeni Müslüman, “Bu benim Müslüman olarak ilk Ramazanım” diyor.

Katolik aileden gelen Panderias, bundan iki ay önce Fransa’nın kuzeyindeki bir camide Şahadet getirerek İslam’la şereflendi. Gururla, “Ramazan’da oruç tutmak Müslüman olmanın zarafeti. Tüm dünyada yaklaşık 1 milyar insanla aynı hisleri yaşıyorum” diye anlatıyor.
Fransa İmamlar Konseyi Başkanı Şeyh Zahir Burak, “Ramazan öncesinde İslam’la şereflenmek baya yaygınlaştı” diyor. Paris banliyösündeki camisine Ramazan’dan birkaç gün önce 20’lerinde 3 kızın ve bir 30 yaşındaki bir adamın gelerek Şahadet getirdiğini ekleyen Şeyh Zahir şöyle anlatıyor: “İslam’la şereflenmelerinde Ramazan ortak nedendi. Bir tanesi bana Müslüman olmadan önce de oruç tuttuğunu ve İslam’a girmesini bunun cesaretlendirdiğini anlattı”.