16 Ağustos 2013 Cuma

aklın emri

"İnsan ise eğer dalâlet ve gaflete düşmüş ise, hazır lezzetine geçmişten gelen hüzünler ve gelecekten gelen endişeler o cüz'î lezzeti cidden acılaştırıyor, bozuyor..."            

Burada insanı hayvandan ayıran çok önemli bir özellik nazara veriliyor.
Eğer insan bu dünyaya sadece yemek içmek ve zevk almak için gelmiş olsaydı, ona akıl verilmezdi. Zira, akıl geçmişte olan üzücü olayları insana hatırlatmakla ve gelecek için bir şeyler yapması gerektiğini ihtar etmekle onun hazır lezzetini bozuyor, acılaştırıyor. Bundan anlaşılıyor ki, insan geçmişi düşünmek, özellikle de anne rahminde geçirdiği safhaları, bebekliğini, çocukluğunu düşünmek suretiyle ALLAH’ın ona ettiği ihsanları hatırlamak, daha sonra ihtiyarlığı, ölümü, kabri, ahireti düşünmek suretiyle, ebedi saadeti için bir şeyler yapmak zorundadır. Onun aklı bunu emretmektedir; vicdanı bunu emretmektedir; ona o aklı ve vicdanı veren RABBi de  bunu emretmektedir.
Dalalete ve gaflete düşmeyen insan geçmiş zamanı böyle değerlendirir. Böyle bir insan,
“Zevâl-i lezzet elem olduğu gibi, zevâl-i elem dahi lezzettir.” (Sözler, On Üçüncü Söz)
Fotoğraf: lann çizgiler bile bana karısıo 

Komik Fıkralar Ve Karikatürler
gerçeğini göz önüne alarak, mazide başına gelmiş olan üzücü, elemli olayları düşündüğünde bugün onlardan kurtulmuş olmanın zevkini tadar. Ayrıca, o elemlerin sabır şartıyla sevaplara inkılap ettiğini bilir, ahireti namına onlardan memnun olur.
Gaflet ve dalalet içindeki kimse ise,
bu manalardan uzaktır. Geçmişten sadece hüzün alır, gençliğinin ve sıhhatinin gittiğini esefle düşünür. Nice dostlarının bu dünyadan ayrılıp onu yalnız bıraktıklarını düşündükçe, elemi daha da artar.

14 Ağustos 2013 Çarşamba

yaz okuluna kalma

"Madem ihtiyarlık, hastalık, musibet ve her tarafta vefiyatlar o dehşetli elemi deşiyorlar ve ihtar ediyorlar. Elbette o ehl-i dalâlet ve sefahet, yüz bin lezzeti ve zevki alsa da, yine o mânevî bir cehennem kalbinde yaşar ve yakar..." İzahı?
Gaflet; dikkatsizlik, vurdumduymazlık, önemli işleri bırakıp kıymetsiz şeylerle uğraşmak gibi manalara geliyor.
 
“Gaflet, hissi iptal ediyor. Ve bu zamanda öyle bir derecede iptal-i his etmiş ki, bu elîm elemin acısını ehl-i medeniyet hissetmiyorlar.”(Lem'alar, On Yedinci Lem’a)
“Nefs-i insaniye, muaccel ve hazır bir dirhem lezzeti, müeccel, gaip bir batman lezzete tercih ettiği gibi, hazır bir tokat korkusundan, ileride bir sene azaptan daha ziyade çekinir." (Lem'alar, On Üçüncü Lem’a)
Bunun küçük bir misalini haylaz öğrencilerde görüyoruz. Bir öğrenci, sınıfta kaldığı ve  okuldan atıldığı takdirde istikbalde başına ne gibi sıkıntılar geleceğini çok iyi bilir. Ama kötü arkadaşlara uyarak yanlış yola saptığında, ders çalışmayı bırakıp eğlencelere daldığında artık onda gaflet hakim olur, bunları hiç düşünmez bile. Hele içkiye veya kumara müptela olursa, kurtuluşu iyice zorlaşır. Aklı, fikri, hayali hep haram işlerde dolaşır. Bazı sebeplerle geçici bir zaman aklı başına gelse de,
doğru yola dönmesi, kötü alışkanlıklarını terk etmesi çok zor olduğundan, o pek kalın gaflet sersemliği ile gerçek görevini yine hissetmez ve aksatır.
 

1 Ağustos 2013 Perşembe

“İntizam şediddir.”

CENAB-I HAKK’ın iki tane kitabı ve iki farklı kanunu(şeriatı) vardır:

 1- Kelam sıfatından gelen Kur’an ve onun hükümlerinden oluşan Şeriat-ı MUHAMMEDiye (s.a.v.).

2- İrade sıfatından gelen kâinat kitabı ve onun hükümlerinden oluşan fıtrat kanunları...

Nasıl ki birinci kitap olan Kur’an’ın kendine has hükümleri ve bu hükümleri çiğneyenlere karşı cezaları vardır. Aynen bunun gibi, ikinci kitap olan kâinat kitabının da hükümleri ve bu hükümleri çiğneyenlere cezaları vardır. Kâinattaki her bir kanun, bu ikinci kitap olan kâinat kitabının bir hükmüdür.

Mesela bu ikinci kitabın bir hükmü “temizlik”tir. Her tarafıyla tertemiz olan şu âlem temizliği emretmektedir.
Eğer siz bu emre karşı gelir ve
mesela dişlerinizi temiz tutmazsanız, bu emre muhalefetin cezasını dişlerinizin çürümesiyle çekersiniz.

 Yine mesela “şefkat” bu ikinci kitabın bir hükmüdür.
Eğer siz bu hükme karşı gelerek mahlukata şefkat göstermezseniz, düşüp başınızı kırarak şefkatsizliğinizin cezasını çekersiniz.

Yine mesela “iktisad” bu ikinci kitabın bir hükmüdür. Bu âlemde her şeyde bir iktisad vardır. Eğer siz israf ederek bu hükme karşı gelirseniz, bu sefer de fakirlik ile cezalandırılırsınız.

 Misalleri çoğaltmak mümkündür. “Arife tarif yeter.” sırrınca sözü uzatmıyor ve “İntizam şediddir.” cümlesinin manası hakkında diyoruz ki:

“İkinci kitap olan kâinat kitabının bir hükmü de intizamdır. Bak, her şey bir intizam tahtında hareket ediyor; kocaman yıldızlar bu intizama muhalefet edemiyor. Öyle ise sen de başıboş olamazsın. Eğer başıboşlar gibi hareket ederek bu intizamın hükmüne muhalefet edersen, diğer kanunlara muhalefet ettiğinde tokat yediğin gibi, yine tokat yersin. Zira bu memleketin intizamperver sahibi, kimsenin intizamından çıkmasına ve başıbozuk gibi dolaşmasına müsaade etmez. İntizam şediddir, yani her yeri kuşatmıştır ve hiçbir şey o intizamdan çıkamamaktadır. Koca güneşler bile o intizama boyun eğmiştir,
sen mi bu intizamı delip geçeceksin?...”
 

28 Temmuz 2013 Pazar

şeytan bizlerle neden uğraşır?

İnsanlığın manevi terakkisinde, ALLAH'a kulluk vazifesini yerine getirmesinde en büyük engel, şeytandır.
 Kur'an-ı Kerim'de şeytan, insan için “adüvv-ü mübin; apaçık bir düşman” olarak tavsif edilmiştir. CENAB-I HAKK, Kur'an-ı Kerim'de pek çok ayet-i kerimede insanları şeytandan istiazeye, yani ALLAH'a sığınmaya davet etmiştir.

Şeytanın en büyük hedefi insanları dinsiz yapmak, ateist yapmaktır. Bunu başaramazsa onları şirke sevk eder.

Şeytan, insanı müşrik etmekle de yetinmez; zalim bir müşrik eder, sefih eder.
Bununla da kalmaz, onu şirk adına, gece gündüz çalışan bir dava adamı yapmaya çalışır. Bu onun son hedefidir.
 Zira, dava sahibi olmayan bir müşrik şeytanın bendesi ise, şirki dava edinenler onun can yoldaşlarıdır.

Şeytan, bütün oyunlarını boşa çıkararak hakkı, doğruyu, hayrı seçen insanlarda taktik değiştirir. İnsanın imanına ilişemeyeceğini anladı mı, onun ibadetiyle uğraşır; ibadetsiz bir insan olmasını arzu eder. Bunu başaramazsa, farzlarla yetinmesini, sünnetlere, nafilelere yanaşmamasını ister.
 Bu isteği de gerçekleşmezse, onun sadece şahsî ibadetiyle meşgûl olmasını, başkalara bir şeyler anlatmamasını arzu eder. Ve insana şu yollu telkinlerde bulunur: “Koyunu koyun, keçiyi keçi ayağından asarlar.”

Şeytan, insanı yoldan çıkarmak için birçok hileye başvurur.

1. Şehvet ve öfke:
Bunlar şeytanın insana tesir etme yollarının en büyükleridir. Bu sebepledir ki, hadis-i şerifte: “Şeytan kanın bedende cereyanı gibi insan vücuduna hulul eder. Onun yollarını açlıkla (oruçla) daraltınız.” buyurulmuştur. Çünkü şeytanın insana en büyük hulul yolu şehvettir. Açlık ise şehveti kırar.
2. Hased ve hırs:
Hırslı insan, hakkı görmekten kör ve hakikati duymaktan sağır olur.
 3. Tama:
Şeytan insana tama ettiği şeyleri çeşitli riya ve hilelerle sevdirir. Öyle ki, adeta tama ettiği şey, insanın mabudu olur.
4. Acelecilik:
Acele anında insan düşünmeye fırsat bulamaz, şeytan da bu anda ona vesvese verebilir.
5. Yoksulluk korkusu:
Bu korku, insanı infaktan alıkoyar ve mal yığmaya davet eder.

6. Taassup:
Şeytanın kalbe nüfuz ettiği kapılarından biri de kendi meşrebinde olmayan Müslümanlara karşı kin tutmak, onları küçümsemektir.  7. İhtilâf

8. Şüphe:
Şeytanın kalbe giriş kapılarından biri de cehalet ve gafletleri veya günahlara dalmaları sebebiyle akılları darlaşan bazı kimseleri, akıllarının almayacağı imani meseleler üzerinde şüpheye düşürmesidir.
9. Suizan:
Kim bir insan hakkında kötü düşünmeye başlarsa, şeytan bu kimseyi o adamın aleyhinde gıybet etmeye sevk eder. Yahut o adamın hakkına riayet ettirmez. Ona hakaret gözüyle baktırır.

Şeytanın hile ve desiseleri, insana nüfuz yolları elbette sadece bunlardan ibaret değildir. Kişilere, devirlere, şartlara göre çok değişik şekiller arz eder.

zulüm ve garaz

Zulüm; başkasının hukukuna tecavüzdür. Garaz ise; art niyet, kötü niyet. kin ve düşmanlık gibi anlamlara gelmektedir.
İşte bu iki niyetle hareket edildiği vakit; hak ve hakikat devreden çıkar. Yerini batıl şeyler alır.

Mesela; bir müminin yüzlerce hasenesi varsa ve bir kaç yanlışı da varsa; garaz ve zulüm damarıyla hareket edilirse, o bir kaç yanlış, bütün iyilikleri göstermez, örter. Hâlbuki; art niyetsiz bakılsa hakikatin kendisi daha açık görünecektir.
Bir sinek kanadı, gözümüzün üzerine gelince, koskoca bir dağı görünmez hale getirir. Aynen öylede; vicdan denilen ve her zaman hak ve hakikati söyleyen basiretimizin üzerine garaz ve zulüm kanatları düşerse, gerçekleri örter ve yanlış hükümlere varır.
 

firavuna ilham olunur
ey firavun senin kullarından biri  sana isyan etseydi ne yapardın
 firavun hemen cevap verir onu nil nehrinde boğardım
firavun nil nehrinde boğulurken bu cevabı gözünün önüne getirilir
agustos ayının sonuna kadar(VELA HAVLE VELA KUVVETE İLLA BİLLAHİL'ALİYYİL'AZİYM)cekilecek inşALLAH
hacet namazını kılanlar
nıyeti (katılan enaz 100 tane çekene ve encok çekene
iman, saglık ,sıhhat,afıyet huzur iki cihanda saadet ve selamet, ALLAHIN rızası ,firdevs cenneti ve katılanların muradlarının olması ) olacak inşALLAH
bidua
ALLAHım islam aleminin yardımcısı ol selamete çıkar kardeşlik ,birliktelik,hoşgörü,geçim ver kanunları lehimize çevir,maddi manevi güç kuvvet zenginlik ver
dayanamıyom MEVLAM
içim yanıooo
welovemuhammadsav@gmail.com
 
 

24 Temmuz 2013 Çarşamba

kafir saat gibi

Fiili dua, ALLAH’ın kainata koymuş olduğu kanunlara ve tertibe aynı ile uymak demektir.
Kim kainata konulmuş olan bu kanun ve tertibe uyarsa, fiili duayı ifa etmiş ve karşılığını dünyevi nimetler olarak bizzat bu dünyada almış olur. Kafirlerin bu kanunlara riayet edip dünya nimetlerine erişmeleri, fiili duanın ifa edilmesi için kafidir, ayrıca bir de iman şuuru ile ALLAH’a dua etmesi gerekmiyor.
Yani kafir ne kadar inkar edip küfür içinde de olsa, kanunlara riayet etmekle,
yani hal dili ile şunu demiş oluyor; "ALLAH’ım ben kanunlara uymak ile dediğini yaptım, sen de vaadini yani dünya nimetlerini gerçekleştir." demiş oluyor. Kafir bunu dili ve aklı ile söylemese de hali ile söylemiş oluyor.
 
Saat nasıl şuuru ve haberi olmadığı halde insanlara zamanı bildiriyor ise,
kafir de haberi ve şuuru olmadığı halde hali ve fiili ile dua etmiş oluyor; ama mükafatını peşinen burada alıyor, imansızlığın cezasını ahirette görecek.

23 Temmuz 2013 Salı

tercihini yap O yaratacak

Evrimi savunan birisi
evrimi beyin, akıl, hayat, muhakeme gibi araçlar sayesinde düşünür, tartar ve kabul eder. Bütün bu araç ve vasıtalar ise insana ALLAH tarafından bahşedilmiş İlahi mevhibelerdir(ihsan, bağış).
Mesela, insanın nasıl yemek yeme işleminde, yemeğin kendisinden tutun da ta çiğneme ve hazmetme sürecine kadar, bütün safhaların maliki ve yaratıcısı ALLAH ise aynı şekilde düşünce ve inanç dünyasında da bütün vasıta ve süreçleri yaratan ve hazırlayan ALLAH’tır. Bu süreçte insana düşen sadece batıl ile hakkı tercih etmektir.
Hakkı seçtikten sonra hakkın kalp ve kafadaki süreçleri nasıl ALLAH’a ait ise, aynı şekilde batılın seçilmesinden sonra onun kalp ve kafa sürecinden geçirdiği evrelerin hepsi de yine ALLAH’a aittir. İnsan burada sadece müreccihtir, tercihini yapar, ALLAH da bu tercihi yaratır.
İnsan iradesini küfür ve inkardan yana kullandıktan sonra, küfürden hasıl olan kalbi ve ruhi neticeleri yaratan ALLAH’tır. Hidayeti de dalaleti de yaratan ALLAH’tır; tercih ve seçmek ise insana aittir. Öyle ise mesuliyet yaratana değil tercih edene aittir.
İnsanın maddi ve manevi iki cephesi ve iki bedeni vardır. İnsan yaratma noktasında maddi cephede nasıl muztar ve aciz ise, aynı şekilde manevi cephede de muztar ve acizdir. İnsan nasıl beyninin işleyişine hükmedemiyor ise, beyin ile orantılı çalışan ve manevi bir mekanizması olan aklına da aynı şekilde hükmedemiyor. Çam kozalağına benzeyen maddi kalbimiz
 nasıl istem dışı ve haberimiz olmadan çalışıyor ise, aynı şekilde gönül ve manevi kalp dediğimiz cihaz da aynı şekilde manevi bir mekanizma ile istem dışı ve haberimiz olmadan ALLAH tarafından çalıştırılıyor.
Bize ait olan tek mekanizma cüzi irademizdir ki, bu mekanizmanın da çok az ve itibari olan kısmı bize aittir; onun dışında maddi ve manevi her şeyin icadı ve işlettirilmesi ALLAH’a aittir.   
1. Kul kendi fiilinin yaratıcısı değildir. Bu kesin olarak ayet ve hadislerce reddedilmiştir.
2. Bir fiili yaratmak için o fiilin lazımı olan bütün sebep ve donanımları da yaratmak gerekir. Mesela namaz fiilini yaratmak için namazın rükünleri olan ayakları, kolları, başı, yatıp kalkma gibi bütün ayrıntılarını hem bilmek hem de yaratmak gerekir, yoksa o fiilin yaratıcısı olmak havada kalır.
3. Bir kolun basit kalkıp inme hareketi bile fennin beyanı ile milyonlarca hücre, kas, kan gibi organ ve azaların mükemmel bir ahenk içinde çalışması ile mümkündür. İnsanın "kolumu ben kaldırdım, ben indirdim" diyebilmesi için bütün o hücre, kan ve kaslara hükmetmesi ve ilminin içinde olması gerekir.
 Halbuki insanın bunlardan haberi bile yok. İlmin ve kudretin dairesinde olmayan işlere nasıl sahip çıkılabilir, bu bir hezayandır.
4. CENAB-I HAKK, kainatta en basit bir işi dahi kompleks olarak yaratmıştır. Yani basit bir işin olabilmesi için bütün sebeplerin ve kainat çarklarının işlemesi ve beraber hareket etmesi  lazımdır.
Mesela abdest alacağın suyun oluşması, bütün kainatın bir neticesidir. Öyle ise bir amelimize sahip olmamız için bütün sebeplerin ve kainatın dizgini elimizde olması gerekir, ancak o zaman o amel bizim olabilir, yoksa gerisi safsatan başka bir şey değildir.
5. Bir şeyden sorumlu olmak için,
 illaki o şeyin yaratıcısı olmak gerekmez. ALLAH, insanları sorumlu ve mesul kılacak, yaratmadan yoksun ama seçmeye muktedir bir irade ile donatmıştır.
 
   Yani, mânen der: "Ey abdim, ihtiyarınla hangi yolu istersen, seni o yolda götürürüm. Öyleyse mes'uliyet sana aittir."
"Teşbihte hata olmasın,
sen bir iktidarsız çocuğu omuzuna alsan, onu muhayyer bırakıp "Nereyi istersen seni oraya götüreceğim" desen; o çocuk yüksek bir dağı istedi, götürdün. Çocuk üşüdü yahut düştü. Elbette "Sen istedin"
diyerek itab edip, üstünde bir tokat vuracaksın.
İşte, CENAB-I HAKK, Ahkemü'l-Hâkimîn, nihayet zaafta olan abdin iradesini bir şart-ı âdi yapıp, irade-i külliyesi ona nazar eder."