21 Ekim 2012 Pazar

“Kendin için istemediğin şeyi başkası için de istememek”

ALLAH’ın koyduğu kanunlar, bütün insanların dünya ve ahiret mutluluğunu sağlamaya yöneliktir.
Sadece birinin keyfine göre değildir.
Şunu unutmamak gerekir ki, empati yapmak ve
“Kendin için istemediğin şeyi başkası için de istememek”
insanın yaratılışındaki vicdanının en gür sesidir.

- Hz. Ebu Umame anlatıyor:
“Genç bir delikanlı Resul-i Ekrem’in (a.s.m.) huzuruna geldi ve “Ey Allah’ın resulü! Zina etmeme izin ver!” dedi. Sahabiler onu böyle bir ifadeden dolayı “Sus! Sus!” diye susturmaya çalıştılar.
Ama Hz. Peygamber Efendimiz ise, “Hele şöyle gel!” diyerek onu yanına çağırdı.
Genç, Efendimizin yanına gelip oturdu. Peygamber Efendimiz onunla konuşmaya başladı, aralarında şöyle bir diyalog geçti:
- Eefendimiz: “Söyle bakalım. Bir başkasının senin annenle zina etmesine razı olur musun?”
- Genç: “Canım feda olsun, hayır, olmam.”
- Efendimiz: “Zaten hiç kimse annesiyle zina edilmesine razı olmaz. Peki kızınla zina edilmesini ister misin?”
- Genç: “Uğrunda öleyim ya Resulallah! Hayır, istemem.”
- Efendimiz: “Diğer insanlar da kızıyla zina edilmesini istemez. Bir başkasının kız kardeşinle zina etmesini ister misin?
- Genç: “Yoluna feda olayım, hayır, istemem.”
- Efendimiz: “Diğer insanlardan da hiç kimse, kız kardeşiyle zina edilmesini istemez. Peki halanla zina edilmesi seni memnun eder mi?”
- Genç: “Canım size feda olsun, hayır, kesinlikle.”
- Efendimiz: “Halasıyla zina edilmesi hiç kimsenin hoşuna gitmez. Peki birinin teyzenle zina etmesine razı olur musun?”
- Genç: “Uğrunda öleyim, hayır buna da razı olmam.”
- Efendimiz: “Hiç bir insan teyzesiyle zina edilmesine razı olmaz.”
Allah Resulü, gencin akıl ve vicdanını tatmin edip ikna ettikten sonra, elini bu gencin göğsüne koyar ve şöyle dua eder:

“ALLAH’ım! Onun günahını bağışla, kalbini temizle ve namusunu muhafaza buyur.”
Genç, bu duadan sonra iffet abidesi haline gelmiştir(Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/256-257)

20 Ekim 2012 Cumartesi

benden canözüm gülüme:)

HZ MUHAMMEDİM(SAV)
Yandım ebedi hüsnüne meftun olarak
Kar etti dilim ruhuma efsun olarak

Sor hâl-i perişanımı saysın geceler
Geldim kapına kaç kere meftun olarak

Yandım yandım hüsnüne meftun olarak
Yandım yandım hüsnüne meftun olarak

Kahreyleme sevgili şâd eyle beni
Görsem ne çıkar her an ve ebedi memnun olarak

Etmek mi muradın beni ser mest-i haram
Ta haşre kadar böylece hfan olarak

şayet ALLAH'ı hatırlatmıyorsa...KAAAÇÇÇÇ

Huzurun ta kendisi ALLAH'ı bulmayla ulaşılabilinir.
niyet, tercih huzur ise
ALLAH tan uzaklaştıracak herşey den kaçılmalı
dinlenilen,seyredilen
koklanılan,sohbet ettiklerin,konuşmalar,uğraşınılan herşey ve herbişi
şayet ALLAH'ı hatırlatmıyorsa
insan kendisine zulmetmiş olur
BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM
45. Sabrederek ve namaz kılarak (ALLAH'tan) yardım dileyin. Şüphesiz namaz, ALLAH'a derinden saygı duyanlardan başkasına ağır gelir.
Bakara Suresi
Namaz, gurur ve kibri en fazla kıran
ve insana kul olduğunu en güzel ders veren kudsî bir ibadettir.
Önce kıbleye dönülür, nefsin değil HAKK’ın dilediği yöne teveccüh edilir.

Tekbir ile başlanır; “en büyük ve mutlak büyük ancak ALLAH’dır” denilir,
nefse haddi bildirilir.
Huzurda el bağlanır, itaatın ancak O’na olması gerektiği nefse ders verilir,
benlik yerini taate bırakır.

ALLAH’ın SÜBHAN olduğu beyan edilir.
O’nun noksan sıfatlardan münezzeh ve kemâl sıfatlarla muttasıf olduğu zikredilir;
nefse noksanı ve kusuru hatırlatılır. Hamd ile sürdürülür, medih ve senanın ancak ALLAH’a ait olduğu ilân edilir, nefis perişan olur.

Yine tekbir ve rükû... Nefsin beli bükülür...Yine tekbir ve secde.
Gurur yere sürtülür...
Nefis ezildikçe kulluk inkişaf eder. Ve insan, enaniyetten uzaklaştığı nispette HAKK’a yakın olur..
ALLAHım nolur beni senden kaçanlardan eyleme
ben seni istiyorum
beni mahrum bırakma sana sığınıyorum
amin

19 Ekim 2012 Cuma

bu dünyanın adamı degilsin :)

İnsanın ahirete bakan duyguları
İnsanın emeli ,hayali çoook uzun, lakin ömür sermayesi çok kısadır. Demek bu hayallerin ve emel duygusunun tatmin olacağı alem, bu alem değildir.
Mesela; kalpteki aşk-ı beka, bu dünyaya sığmıyor.
Kalp ebedi yaşamak arzu ettiği halde, dünya geçici ve fanidir. Ya da kalbin o kadar çok emel ve arzuları vardır ki, bu dünyada binden birisine ulaşamıyor.
Ruh, latif ve nurani bir varlıktır, dünyevi ve cismani kayıtlardan sıkılır ve bunalır. Ama ceset kafesinde, kayıt ve prangalar içindedir. Demek ruhun mahiyeti de bu maddi dünyaya sığmıyor, daha nurani ve latif olan bir alemi talep ediyor.
Akıl tam kapasitesini bu dünyada kullanamıyor, demek kullanacağı başka ve daimi bir alem var olduğu anlaşılıyor. İnsanın akli melekesini kayıtlayan ve hakikatleri görmesini engelleyen o kadar çok maddi gaflet ve sebepler var ki, akıl bu kayıt ve engellerden dolayı bazen en zahir bir hakikati bile göremeyebiliyor. Halbuki akıl, mahiyet olarak onları anlamaya müsaittir ama; aklı çevreleyen karanlık perdeler onu anlamasına engel teşkil ediyor. Akıl da, ahiret aleminde özgürlüğüne kavuşacak, tıpkı kalp ve ruh gibi.
İnsanın duygu ve latifelerinin anatomisi, bu dünya için olmadıklarını gayet zahir bir şekilde ortaya koyuyor.
Tıpkı anne karnındaki bir çocuğun azalarını, anne karnında kullanamamasının, kullanabileceği bir aleme işaret etmesi gibi.
Nasıl anne karnındaki bebeğin azaları, dünyaya işaret ediyor ise;
aynı şekilde dünya da ahiret alemine nispetle, anne karnı gibi dar ve sınırlı olduğu için, insanın latife ve duyguları da ahiret alemine işaret ediyor.

sistemi çöktürmemek için ayarlı ol;)

Ve keza, insanın vücudunda birkaç daire vardır.. Bazan da yirmi dört saat zarfında her dört tabakada muamele vaki olur. İnsanı hatâ ve galata atan, bu dört tabakadaki farkı riayet etmemektir,izahı?
İnsan, bir gün içerisinde 4 tabaka arasında gelip gider. Uyurken bitki tabakasında, yemek yerken hayvani tabakada, düşünüp çalışırken insani tabakada, namaz kılarken imani tabakada dolaşır. Bunların hepsi bir gün içinde gerçekleşir.
Nebatî Tabaka
İnsanın ceset ve cismi, bir bitki gibi ya da bir ağaç gibidir. Nasıl ağacı ayakta tutan sert azaları varsa, insan bedenini de ayakta tutan kemikleri vardır. Nasıl ağaç mineral ve kimyasallarla beslenip boy atıyor ise, aynı şekilde insanın cismi de vitamin ve gıdalar ile beslenip büyüyor ve buna benzer bir çok özellik ile insanın cismi ile nebatat arasında münasebetler vardır. İşte insanın günlük olarak bu nebati ihtiyaçları karşılaması için, nebati hallere girmesine nebati tabaka deniyor. Ama sürekli değildir. İnsanın sinirleri, damarları, dokunma duygusu gibi hissiyatları hep nebati kısma girer.

Hayvani Tabaka
İnsanın hayvanlar ile müşterek halleri ve ihtiyaçları vardır. İnsanın acıkması, susaması, şehveti ve üremesi tamamen hayvani gereksinimlerdir. Bu noktadan insan, hayvani daireyi de kuşatıp içine alır. İnsanın günlük yemek içmek ve sair ihtiyaçlarını temin etmesi, hayvani dairenin işlerini görmek demektir. Tabiri caiz ise; o ihtiyaçları karşılama anında insanda hayvanilik hükmediyor.

İnsani Tabaka
İnsanın bitki ve hayvanlardan farklı olarak, insanın sahip olduğu insani ihtiyaç ve özellikleridir. Mesela düşünmek, konuşmak, sevmek, acımak, gelişmek, üretmek, bunlara örnek olarak verilebilir. İnsan bu vasıfları ile mahlukat içinde en mümtaz bir konumdadır. İnsanın günlük yaşamında en çok içinde bulunduğu tabaka bu tabakadır.

İmani Tabaka
İnsanın ALLAH’a olan kulluk tabakasıdır. İnsan bu tabakada iman ve ibadet vasıtası ile diğer bütün tabakaların üstünde bir mevkidedir. Alemi alabildiğine geniştir. Genişlik noktasından sırası ile nebati tabaka en dar dairedir, imani tabaka ise geniş tabakadır. İnsan bu tabakada ne kadar terakki ve tekemmül ederse, o nispette inbisat edip genişler.

İşte insan bu tabakalar arasında
dolaşırken, her tabakanın gereğini ifa etmek ile mükelleftir. Bir tabaka, bir tabakanın ifasını engellememelidir. İnsan bu tabakaları dolaşırken, birisine takılıp diğerlerini ihmal ederse, bu, galat(Hata. Yanlış) ve yanılma olur.

17 Ekim 2012 Çarşamba

yapana degil yaptırana

Yüz bin kişilik bir şehri, bir asker zorla bir yere sevk edebilir;
burada sevk kuvveti, askerin şahsından değil, askerlik münasebeti ile dayandığı ordu kuvvetinden geliyor. Bu yüzden asker, kendi namına değil, ordu namına bu işi yapıyor denilir. Yoksa aksini iddia etmek hamakat olur. Zira bir askerin şahsi kuvveti, yüz bin insanı zorla sevk etmeye yetmez.

"tohum ve çekirdeklerin başında koca ağacı taşıması"
"Küçücük tohum ve çekirdek içine koca ağacın plan ve programı yerleştirilmiş ve ağaç bu plan ve program üzerine hareket ediyor."
Yani o koca ağacı yapan ve idare eden, bu tohum ve çekirdek değildir. Tohum ve çekirdek, sadece ALLAH’ın kudretine bir perde, bir sebeptir. Yoksa mucit ve yaratıcı değildir.
Çekirdek ve tohumun mahiyeti gayet basit ve zayıf iken, çekirdek ve tohumdan hasıl olan ağacın mahiyeti ise gayet mükemmel ve ağırdır. Böyle bir sebebin, böyle bir neticeyi yaratıp, bütün işlerini tedbir ve idare etmesi mümkün değildir. Öyle ise çekirdek ve tohum her şeye kudreti yeten bir Zatın memuru ve hizmetkarıdır. Tıpkı asker örneğindeki gibi...

fotoğraflar çekiliyor, kameralar kaydediyor

“Kul ile Ma’bud arasında en yüksek ve en latif nisbet ancak ibadettir.”
Resmi tören ve merasimlerde,
üzerimize türlü türlü elbiseler, nişanlar giyip liderlerin önünden geçiyoruz; kendimizi onlara gösteriyoruz. Taktir ve beğenilerini kazanmaya çalışıyoruz.
Aynen öyle de;
bizler, ALLAH'ın rahmetiyle bize giydirdiği
binlerce maddi ve manevi cihaz ve duygularla donatılmışız.
Bunların bize verilmesindeki asıl amaç ise; verilen bu cihazatı, ALLAH'ın istediği şekilde,
yani, rızası dairesinde kullanmaktır.
Her hal ve davranışımız, RABBimiz tarafından izlenıyor.
Ya takdir veya tektirle mukabele görüyor.
İnsan için her gün, bir resmi merasim gibi kabul edilmeli ve ona göre hareket edilmelidir. Çünkü bu merasimde, fotoğraflar çekiliyor, kameralar kaydediyor. Bu kayıt ve fotoğraflar ahiret sergisinde seyre çıkarılacaktır. Bize verilen her bir cihaz ne için verilmiş ise, o gaye doğrultusunda kullanılmalı ki, değer kazanıp alkışlansın.