16 Ocak 2014 Perşembe

Onun kudretine hiçbirşey ağır gelmez

Güneşin zatının bir küçük modelini ve sıfatlarını içinde barından tecellisi ve yansıması, denizin yüzünde de görünür, küçük bir damlanın içinde de görünür.
Büyük, küçük onun için fark etmez. Güneş, deniz büyüktür diye ona fazla ışık ve yansıma göndermez, ona ayrı bir çaba sarf etmez. Damla ile deniz şeffaf, yani parlak olmasından, güneşin yansımasını kabul edip, ikisi de gösterirler.
Fark büyüklük ve küçüklüktedir. Güneş için, kendini o parlak yüzeyde göstermek açısından büyüklük ve küçüklük, deniz ile damla olması önem arz etmez, ikisi de aynıdır. Denizde görünmesi ile, damlada görünmesi güneş açısından eşittir. Aynen bu güneş misalindeki gibi, ALLAH’ın, kudreti nazarında büyük bir yıldız ile küçük bir atom eşittir.
Onun kudretine yıldız ağır gelmez, atom ile aynıdır. Ağırlık ve hafiflik derecesi onun kudretinde yoktur. Kainatın bütünü ile, bir parçasının yaratılmasında kudret açısından bir fark bir zorlanma yoktur.

illede CEMAL :)

CEMAL ismi ALLAH’ın lütuf, şefkat, af, ihsan, cömertlik, ikram gibi sıfatlarını temsil eder. Bu sıfatlar da, kendine iman ve ibadet ile itaat eden kulların taltif ve mükafatlandırılmasını gerektirir.
Cennet ise ALLAH’ın, yukarıda sayılan bütün sıfatlarının zirvede olduğu bir mekandır. Tabiri caiz ise CEMAL isminin somutlaştığı ve tezahür ettiği en güzel yerdir, cennet.
CELAL ismi ise ALLAH’ın KAHHAR, MÜNTEKİM, ceza, azamet, haysiyet, gibi isim ve sıfatları temsil eder. Bu sıfatlar ise inkar ve isyan ile itaat etmeyenlerin tekdir ve cezalandırılmasını gerektirir.
Cehennem, bu sayılan sıfatların tecelli ve taalluk noktasından, dorukta olduğu bir mekandır. Yani CELAL isminin müşahhaslaştığı ve tebarüz ettiği dehşetli ve ürpertici bir mekandır cehennem.
Her ismin, her yerde tecelli etmesi şart değildir. Bazı isimler bazen gölgede kalır, bazen de hiç tecelli etmeyebilir. Cehenneme giden kafirlerin yok edlimemesi ve Cehennem dahi olsa, hayatlarının devam etmesi bir ihsanı ilahidir. Keza, Cehenneme zamanla ülfet etmeleri de bir güzelliktir.

14 Ocak 2014 Salı

ALLAHın prensibi

ALLAH, kainatta her icraat ve işini sebepler vasıtası ile görüyor. Bu sebeple kainatta herbir netice ve sonucun bir sebep vasıtası ile olması ADETULLAHtandır.
Yani; ALLAH’ın değişmez bir prensibidir. Lakin sebepler adi ve basit iken, zahiren sebeplerden hasıl olan netice ve sonuçlar, gayet derecede mükemmel ve sanatlı oluyor. Böyle olmasının hikmeti ise yani; sebeplerin basit, sebepten hasıl olan neticenin mükemmel olması ise; insanın sebeplere takılıp neticeleri sebepten bilerek şirke ve şükürsüzlüğe gitmemesidir. Buna rağmen insanların ekserisi sebeplerin arkasında ALLAH’ın kudret elini ve isimlerini göremiyor, ya şirke düşüyor ya da gafletle sebeplere perestiş ediyor.

Bir binanın temelinden çatısına kadar her merhalesi nasıl ustanın maharet ve sıfatlarını gösteriyor ise; kainatta da bütün sanatlar ve eserler de ALLAH’ın isim ve sıfatlarını gösterir bir bina hükmündedir. Bu sanat ve eserlerin herbir sebep perdesinde bir isim sahneleniyor. Yani; sebeplerin kainatta işlemesinin en büyük sebep ve hikmeti; ALLAH’ın isim ve sıfatlarını izhar ve ilan edilmesidir. Şayet her şey sebepsiz ve ani olarak vücut bulsa idi, biz ALLAH’ın birçok isim ve sıfatını idrak edemeyecektik. Tıpkı bir ustanın binayı aniden yapması ile maharetlerinin anlaşılamaması gibi. Sebepler sadece ALLAH’ın ismini sahneleyen bir dekordur, yoksa sanat ve netice üstünde bir tesir ve yaratması yoktur.

13 Ocak 2014 Pazartesi

hayat hep böyledir

CENAB-ı HAKK'ın günlük, yıllık, asırlık yaratma faaliyetleri vardır.
Buna en büyük şahit; bahar mevsiminde milyonlarca canlı türlerinin diriltilmesi ve yaratılmasıdır. Aynı zamanda bir asır öncesinde var olan canlı mahluklar gitmiş, yerine yenileri gelmiştir. Bir asır sonra da biz gideceğiz, bizim yerimize yenileri gelecektir. Bütün bunlar ALLAH’ın sürekli yaratma ve icat faaliyetini devam ettirdiğini gösteren sanatlı şahitlerdir.
Mesela, bahar mevsiminde bir sinek taifesi
kendine özgü dil ile, ALLAH’ın sonsuz kudretini ilan edip yaratmanın devam ettiğine en büyük bir şahittir. Bitki türlerinin yemyeşil bir tabloya dönüşmeleri, ALLAHın kudret faaliyetinin bir şahididir. Bazı canlı türlerinin bir gün içinde doğup ölmeleri, ALLAH’ın kudret faaliyetinin ne denli mükemmel tecelli ettiğini izah ve ispat ediyor vs...


"Her günde, her senede, her asırda yeniden yeniye icad ettiği hadsiz masnuatı, nihayetsiz kudretine nihayetsiz lisanlarla şehadet ederler."

8 Ocak 2014 Çarşamba

MALİK

"Pirenin midesini tanzim eden, menzumeyi şemsiyeyi de o tanzim etmiştir." cümlesini izah eder misiniz?  

    
     

Pirenin midesindeki nizam ile güneş sistemindeki nizam arasında sıkı bir bağlantı vardır. Mesela pirenin hayatının işlemesi ve devam edebilmesi için güneş sisteminin eksiksiz ve noksansız hareket edip işlemesi ile mümkündür. Güneş olmasa hayat olmaz, hayat olmaz ise pire olmaz. Demek pirenin midesindeki intizam ile güneş sistemindeki intizam, hayatiyet derecesinde bir biri ile irtibatlıdır.
Hatta pirenin hayatının oluşması ve devam edebilmesi sadece güneş sistemi ile ilgili değil, bütün kainat fabrikasının işlemesi ve intizamı ile ilgilidir. Öyle ise pirenin midesini dizayn eden Zat, aynı şekilde kainatı ve güneş sistemini de dizayn eden Zat'tır.
Tarla kimin ise, tarladan kalkan mahsulat da ona aittir, hükmünce kainat ve güneş sistemi bir tarla, canlılar ve pire de bu tarlanın mahsulü gibidir.

7 Ocak 2014 Salı

İNSANI ÖLMEDEN ÖLDÜREN ŞEY!

İnsan fanidir.
Dünya hemen her bakımından insanı yiyip söndürmeye hazır bir potansiyele sahiptir
Üzerindeki fena damgası insanı durmadan hırpalamaktadır.
İnsan acizdir, yalnızdır, kimsesizdir. Bu fena canavarına karşı çaresizdir.
Oysa “ALLAH’a İman” gibi bir güç, kuvvet ve kudret kaynağı insanın yanı başında hazır durmaktadır. İnsan el verdiğinde elinden tutacak, gönül verdiğinde gönlünü sonsuz şekilde kavrayacak bu iman aydınlığı kendisine şah damarından daha yakındır. İnsan tek bir yönelişle, tek bir niyetle, tek bir halis bir teveccühle, katıksız bir samimiyetle bu devâsâ nura kavuşabilir ve artık fena canavarının can yakıcı darbesine maruz kalmaktan kurtulabilir. Aksi takdirde, yarının yokluk, ölüm ve ayrılık taşlarıyla örülü yolları, insanı her gün yıkmakta, her gün soldurmakta, her gün bitirmekte, her gün ölmeden öldürmektedir.
Varlıktan kopma düşüncesi dayanılmaz bir keder halinde insanoğlunun her gün gözünü karartmakta, her gün yüreğini yakmaktadır.


https://www.facebook.com/pages/Mh/1446878202207402

2 Ocak 2014 Perşembe

iç ,dış alem

İnsanın düşünce yapısını ve fikir alemini şekillendiren ve besleyen iki ana unsur vardır.
 Biri fikir nurudur. Yani akıl ile dış alemden aktarılan verilerdir. Diğeri ise, kalbin aydınlığından, iç alemden toplanıp gelen nurlardır.
ALLAH, insanı iki boyutlu bir fıtrat ile yaratmıştır. Biri dış alem, diğeri iç alemdir.
Dış alemin kapısı, akıl; iç alemin kapısı ise kalptir. İşte, insanın dış kapısı açık olsa, oradan tonlarca veri ve bilgi aksa, ama iç kapı kapalı, yani kalp zulmet içinde olsa,  dışarıdan gelen ilim ve veriler fayda veremez. Nasılki, görmek için; gözün hem beyaz tabakası, hem de siyah tabakası olması gerekir, yoksa görme gerçekleşemez. Aynı şekilde, fikrin aydınlığı ve ilmi yanında, kalbin idrak ve basiret noktası da beraber olması gerekir. Yoksa, basiret ve sezgi gerçekleşmez.
Kalbin süveydası ise, kafirler için kalpteki karanlık ve günahlı  noktadır. Gelen bütün ilimleri, manasız ve boşa çıkaran bu noktadır. Müminde ise, kalbin ortasındaki idrak ve basiret noktasıdır. Bu da kafirin aksine, gelen bütün ilim ve manaları imana ve sevaba kalbeden bir makine gibi çalışıyor.

Göze, her taraf ışık olsa, gözün içindeki siyah tabaka olmadı mı, nasıl görme olmuyor. Onun için bir adam, kainatın bütün ilimlerini bilse ve anlasa, kalbindeki o basiret ve idrak nuru yoksa, hepsi boşa  çıkıyor, imana dönüşmüyor. O yüzden hiçi kimse, şu filanca ilim adamı, onca ilmine rağmen nasıl oluyor da inanmıyor, ilim ile din çelişkisi mi var;  diye şüpheye düşmesin.
Basiret ise, kalbin anlama ve kavrama yeteneğidir. Akıl için, nasıl mantık kaideleri varsa, basiretin anlama mekanizması, ince ve latif bir donanım ile çalışır.
İnsanda iki akıl vardır. Biri baş aklı, diğeri kalp aklıdır. İkisi uyum içinde olursa, netice alınır..
Basar maddeyi görür, basiret ise röntgen şuaı gibi maddenin maverasına, ustasına bakar, onu görmeye çalışır. Biri vazifesini yapmaz ise, netice tek taraflı olur ve eksik kalır.