22 Ocak 2013 Salı

değerlendirme

Nasıl insan, kalbindeki gizli ve maddi olmayan aşkını, cins-i latife göstermek ve ilan etmek için çiçek verir.
Çiçek kalpteki aşkın bir sembolü, bir ifade tarzıdır. ALLAH da mahlukatına olan sevgi ve rızasını; rızık ve şefkat ile somutlaştırıyor. Rızık ve benzer nimetler, temsildeki çiçek gibidir. İnsan da bu uzatılan çiçeğe ibadet ve şükür ile mukabele etmelidir. O zaman tabiri caiz ise karşılıklı ilan-ı aşk edilmiş olur.
İnsan bu rızkı böyle değerlendirmeyip, sadece midesini doyurmak şeklinde telakki ederse hayvanlık etmiş olur.
Sevgi ifadesi olarak bize uzatılan şefkat elini görmeyip,
sadece eldeki nimete göz dikmek nasıl bir kabalık ve hayvanlık ise,
insanın rızıktaki İlahi maksadı görmemesi ve sadece rızkın kendi ile alakadar olması
o denli bir kabalık ve hayvanlıktır.

21 Ocak 2013 Pazartesi

Peeki, insan ne için var?

Ülke çapında örgütlenmiş, her il ve ilçe de binlerce memurları bulunan bir genel müdürlük düşünelim.
Ülkenin tümünü ilgilendiren ciddi bir konuda araştırma yapılıyor. Her memur araştırma yapıyor, bilgi topluyor ilçeye yolluyor, ilçe değerlendirip ile yolluyor, iller ilgili genel müdürlüğe yolluyor ve oradaki memurlar tüm ülkeden gelen, binlerce memurun 12 ay boyunca tek iş olarak çalıştığı ve milyarlarca lira masraf yapılan dosyayı genel müdüre sunuyor. Kamuoyu ve ilgili bakan heyecanla sonucu bekliyor ama ilgili genel müdür tembelliğinden ve ilgisizliğinden dosyayı sunmuyor ve yırtıp atıyor. Binlerce memuru ve harcanan parayı ve zamanı boş, değersiz ve kıymetsiz olmakla itham ediyor, hakaret ediyor, zulüm ediyor.

Aynen misalde olduğu gibi namazla dosyayı ALLAH’a sunmayan kul,
yaşaması ve yaşam gayesi olan namazı kılması için gerekli sayısız şartları sağlamak için çalıştırılan kainat ve vücudundaki unsurlara hakaret ediyor, zulüm ediyor, onları kendine davacı ediyor.

Ağaç meyvesi için dikilir, fabrika ürün için kurulur. Kainat agacı insan için dikilmiş ve kainat fabrikası insan için kurulmuş.
İnsan ise başta namaz kulluk yapması için var edilmiş.
İnsan bu vazifesini yapmadığında kainatta tecelli eden bin bir esmanın meyvesiz, boş ve sonuçsuz iş yaptığını söylemiş oluyor ve hikmeti ilahiyeye iftira ve zulüm ediyor.

Namaz kılmayan, kainattaki unsurların ve insan vücudunda hizmet eden cihazların hakkını almak adına ve hikmeti ilahiyeye iftira ve zulmetmenin karşılığı olarak Kur'an'da şiddetli tehdit ediliyor. Bu tehdit gerekli, yerinde ve adildir, abartı, israf değildir.

Hâsılı, Sayısız mahlûkata hakaret etmek ve onları kendimizden davacı yapmak ne demek anlayamıyoruz.

Peki, insan ne için var?

ALLAH tüm kâinatı insana hizmet eder şekilde yaratmış.
Zerrelerden yıldızlara, denizdeki hayvanlardan karadaki hayvanlara, bitkilerden otlara, bakterilerden böceklere, bulutlardan rüzgârlara kadar sayısız mevcudat insan için çalıştırılıyor. Kâinat ağacı insan meyvesini netice verecek şekilde yaratılmış ve ona çalıştırılıyor. Kâinat fabrikası insan ürününü sonuç vermek için işlettiriliyor. Peki, insan ne için var?

İnsan ise tüm kâinatın temsilcisi ve sultanı olarak kâinatın kulluğunu ve tesbihini ve ihtiyaçlarını ALLAH’a arz etmekle vazifeli. İnsanın bu vazifeleri içindir ki kâinat insana hizmet ettiriliyor. İnsan bu vazifesini yapmadığında tüm kâinatın kendine bakan hizmetini boşa çıkarmış oluyor.

Çok değerli, pahalı ve üretilmesi için binlerce işçinin çalıştığı bir ürün fabrikası düşünelim. Bu fabrikada bir işçinin görevi son aşamaya gelmiş ürünün paketlenmesinde küçük bir görev. Bir düğmeye dokunmak ve ürünün paketlenip muhafaza edilmesini sağlamak. Bu işçi bu vazifesini yapmıyor. Binlerce çalışanın katkısıyla ve ciddi masrafla üretilen ürünlerin hepsi bozuluyor ve fabrika hiçbir ürün netice vermeyen boş ve değersiz bir konuma düşüyor.

Bu durumda fabrika da çalışan ve işini yapmayan tembel insan yüzünden fabrikanın kapanmasıyla, maaşını alamayan ve işsiz kalan binlerce insan ondan davacı olmayacak mıdır? O kişi ben ne yaptım, sadece bir düğmeye dokunmadım diyebilir mi?
Hata zahiren basit ama çok büyük ve umumi neticeler veriyor.
Aynen bu misaldeki gibi namaz kılmayan insan tüm kâinatın hizmetini kendine bakan boyutuyla abes yapıyor. Kendisine yapılan hizmetleri sonuçsuz bırakıyor. Ve kendisine hizmet eden sayısız unsurlara lisan-ı haliyle şunu diyor. Sizin tüm çalışmalarınız hiçbir sonucu olmayan meyvesiz faaliyetler ve sizler önemsiz işler yapan değersiz, vazifesiz mahluklarsınız demekle onlara hakaret ediyor. Çünkü mahlûkat ona kulluk yapması, namaz kılması için hizmet ediyor, o bunu yapmamakla o hizmetleri abesiyete, boş işe dönüştürmüş oluyor.
Dolayısıyla ona hizmet eden tüm kâinatı kendisine davacı yapıyor.

19 Ocak 2013 Cumartesi

şükürsüzlük mutsuzluğu getirir

Sizin günah işlemenizden çok, nimetlere şükretmemenizden korkuyorum.
Şükredilmeyen nimetler öldürücü ve yok edicidir.HADİS
Televizyonda görünen yaşantıları elde edebilmek için bir çok çekim gerekiyor
ve bir çok provalar ,çalışmalar bazen saatler bazen günler bazen yılları alabiliyor
öyle kolay çıkmıyor o caaaanım,iştah açıcı,özendirici ,şahane yaşantılı sahneler , o süslü görünen yaşantılar
o diziler, sinemalar, programlar , sahneler ,metinler
büyük cabalar,emeklerle öyle yaşantılar elde ediliyor
bu gerçeği bilelim
üzücü olan televizyondaki yaşantıları,
(içlerini bilmediğimiz yani madalyonun arkaya yüzünü görmediğimiz o yaşantıları)
sahte hayatları gercek sanıp aldanmak
özenerek öyle hayatlar gibi yaşamaya çalışmak ve gayret etmek
onlara benzemeye çalışmak
sonuçta hayal kırıklığına ,şükürsüzlüğe,
mutsuzluluğa sebeb olur
insan bu dünyaya imtihan olmaya ve ALLAHın nimetlerine (elinde olanlara) şükretmeye geldi
elindekini beğenmemek,kızmak,şikayetlenmek
nankörlüktür
"Nasıl şükür nimeti ziyadeleştiriyor, öyle de şekva musibeti ziyadeleştirir, hem merhamete liyakati selbeder."
Kerim ve cömert olan zengin bir zat, muhtaç ve miskin bir adama ihsan ve ikramda bulunsa, muhtaç ve miskin olan o adam da bu ihsan ve ikrama karşı minnet ve şükranlarını tatlı ve o zengin zatın hoşuna gidecek bir şekilde ifade etse, o zengin zat ona ihsan ve ikramını ziyadeleştirir. Aynı adam o zengin zata, bu ne biçim ihsan ve ikram, neden diğer muhtaçlara şu kadar veriyorsun da bana bu kadar ihsanda bulunuyorsun, dese ve sürekli sızlanıp şükür yerine şikayette bulunsa, elbette o zengin zat bu fakir adama karşı hiddetlenecektir. Çünkü ona ihsan ve ikramda bulunmaya mecbur değil ve onun da hakkı değil ki şikayete hakkı olsun.
İşte şükreden kul ile şikayet içinde bulunan kulun hali bu misaldeki gibidir. Şükür, ALLAH’ın ihsan ve ikramını celp eden tatlı ve cazip bir iksir iken; şikayet, ihsan ve ikramı meneden acı ve terbiyesiz bir isyan halidir. İnsan şükürle ALLAH’ın rahmet ve ihsanını kendi üstüne çeker; şikayet ve şekva ile de musibeti ve belaları üstüne çeker ve şefkati kendi üstünden uzaklaştırır.
İnsan ALLAH’a karşı ne kadar aczini ve fakrını anlar ve bu idrak ile iltica ederse, ALLAH da insana o kadar merhamet ve şefkat ile muamele eder.
Acizlik ve fakirliğimizi idrak etmemiz şükrün anahtarı, şükür ise ihsan ve ikramın anahtarıdır
lumiere571.blogspot.com
latahzeninnallahemeana.wordpress.com

avam insanlar ne yapmaz ki...

Tabiata teşekkür edebilir miyiz?
İnsanlara teşekkür etmesini bilmeyen, ALLAH'a şükür edemez manasında olan hadisi bu bağlamda nasıl değerlendirebiliriz?
İnsanlar ile tabiat arasında önemli farklar olduğu için, ikisinin bir hükümde kıyas edilmesi doğru olmaz. İnsandan sadır olan fiillerde çok küçük ve farazi de olsa insana bir hisse, bir pay vardır. Yani insanın yapmış olduğu bir iyilikte, yüz parçadan doksan dokuzu ALLAH’a aittir. Geri kalan bir parça ise iradeye baktığı için insana aittir.
Mesela, zekat sevabında yüz parçadan doksan dokuzu ALLAH’a aittir. Zira zekat parasının kazanılma süreci içinde insanın bütün aksam ve çabalarını yaratıp, malı ve parayı o insana bahşeden ALLAH’tır. İnsan ise sadece cüzi iradesi ile zekatı bir fakire vermeye kesp edip, niyet ediyor. Geri kalan kısmını ise yaratan ALLAH’tır. Öyle ise insan bu zekat verme işinde ne halıktır ne de bütün bütün muzdardır.
Tabiat ve diğer canlı ve cansız mahlukat ise bütün iş ve fiillerde muzdardır. Yani yapılan işlerde hiçbir hisse ve payı yoktur. Bu yüzden insan gibi teşekkürü hak edemezler. Ama onların ihtiyaç ve sıkıntılarını gidermek, onlara bir çeşit teşekkür sayılabilir. Mesela, insana hizmet eden bir at ve katıra yem vermek ve bir ahır yapmak, ona teşekkür sayılır.
İnsana meyve veren ağacın bakımı ve budanması bir nevi teşekkürdür.
Tabiata teşekkür etmek şirk olur.
Zira tabiat kavramı materyalist felsefenin uydurduğu sanal bir kavramdır.
Tabiat, kainatın umumunda bulunan kanunların toplamından hasıl olan zihni ve vehmi bir faraziyedir.
Bu yüzden ona teşekkür etmek havada kalır saçma olur.
İnsanlık tarihinde pagan (putperestlik) kültürü önemli bir yer tutar.
İnsanlar başlangıçta iyi bir niyet ile bazı sebeplere ve sembollere değer vermeye başlarlar. Sonraları bu değer verme sevgiye dönüşür, sevgi ise tapınmaya gider. En sonunda o sebep ve sembol ilahlaştırılır. Bunun örnekleri tarihte çoktur.
Bu yüzden İslam dini, işi baştan sıkı tutarak, her şeye layıkı derecesinde değer atfeder.
İslam dininde heykel yapmanın yasak edilmesi bundandır.
Tabiat kavramı, başlangıçta zihni ve farazi iken, sonraları hakiki ve gerçek telakki edildi. Daha da ileri gidilerek uluhiyet isnat edildi. Bu yüzden tabiata teşekkür, şirkin birinci adımı olur; sonrası ise uluhiyete gidiştir.
İnsanların en dahileri olan filozoflar tabiat bataklığına saplanıyorsa, avam insanlar ne yapmaz ki...

18 Ocak 2013 Cuma

oku

Şu varlık aleminin ilim ve hikmetle adeta kaynaştığını hepimiz biliyor ve görüyoruz.
Göz hakkında kütüphaneler dolusu kitap yazılmış olması, gözdeki mânâ zenginliğinin en güzel bir ifadesi olduğu gibi, o kitaplar da sanki gözde kendini okutan ilmin kitaplaşmış hali gibidir.

Göz, kâinat kitabından sadece bir kelime yahut bir harftir.
Onun penceresinden âleme baktığımızda her şeyin bir lafz-ı mücessem, yani cisim giymiş bir söz, mânâ dolu bir kelime olduğunu daha rahat görebilir ve okuyabiliriz.
“Her eser-i Samedanî, bir mektub gibi, bir Sâni’-i Zülcelal’in esmasını bildirir. Nakıştan mânâya geçsen, esma yoluyla Müsemmayı bulursun.”(Sözler, On Yedinci Söz)
eserde tecelli eden İlâhî isimler
Bir meyveyi düşünelim.
Onda HALIK, MUSAVVİR, MÜZEYYİN, REZZAK, KERİM gibi nice isimleri okuyabiliriz.
Bu isimler onda okunduğuna göre, o meyve bir surettir, bu isimler ise onun mânâları gibidir. Sanki bu isimlerin tecellileri cisimleşmiş de o meyve vücut bulmuştur. Günümüzde, mânâların cisim giymelerinin bazı küçük misallerini insanoğlu da,
ALLAH’ın izniyle yakalamış bulunuyor.

Bir teyp bandı, bir disket yahut bir CD ne kadar mânâ taşıyorlar!
Bir ömrün mahsulü olan binlerce sayfalık eserleri ince bir levhaya yerleştirebiliyorsunuz.
O küçük levhayı, bilgisayardan habersiz birisine verseniz hiçbir şey anlamaz.
Buna yirmi kitap kaydedilmiş deseniz aklına sığıştıramaz. Ama bir başkası, CD’yi bilgisayarına yerleştirir ve ondaki bütün mânâları ekranda, bir bakıma, seyreder.

Bu kâinat ve içindeki her varlık da kitaplar dolusu ilim ve hikmet yüklüdür.

17 Ocak 2013 Perşembe

hoşmeriimmm

Aynada güneşin çok net ve güzel bir şekilde görünmesini ve yansımasını kast ederek, kinaye ve mecaz nevinden,
"ayna güneş olmuştur" dersek, bunda bir mahzur yoktur. Burada muradımız, aynanın güneşi çok net ve berrak bir şekilde gösterip ilan etmesine atıftır. Yoksa ayna eşittir güneş denilmek istenmiyor.

İşte, insanın fıtrat ve mahiyeti de aynanın güneşi yansıtması gibi,
ALLAH’ın isim ve sıfatlarını çok net ve berrak bir şekilde yansıtıyor. İnsan mahiyetinin bu şiddetli yansıtma işini tasvir etmek için "O ayna güneştir" denildiği gibi, "İnsanda suret-i RAHMAN var" vuzuh-u delâletine ve kemâl-i münasebetine işareten denilmiş ve denilir. ALLAH’ın suretinden kast edilen mana, ALLAH’ın isim ve sıfatlarıdır. Yoksa insana benzetmek anlamında değildir. Yani insan bir ayna, ALLAH’ın isim ve sıfatları da bu aynada tecelli eden güneşler hükmündedir.
Ayna ile güneş arasındaki alaka ise tecelli eden ile edilendir.
ALLAH’ın sonsuz azamet ve kibriyasına bütün kainat ve özellikle semavat şahittir. O öyle azametli bir ALLAH’tır ki, bütün kainat ve içindekiler onun emri ve kuvveti karşısında nihayetsiz bir zillet içindedirler. Her şey ona mutlak olarak itaat ediyor. İşte böyle azameti ve kibriyası sonsuz bir Zata muhatap olmak, ancak onun sonsuz şefkati ile mümkündür.

Yani insanı ALLAH ile dost ve muhatap yapan, şefkatten başka bir şey değildir.
İşte şefkatin en parlak tecellisi ve aynası İki Cihan Serveri olan Hazreti MUHAMMED (sav)’dır. ALLAH’ın bu muhataplığına ve şefkatine gitmenin en kısa ve kestirme yolu, ALLAH’ın habibi olan RESULÜ(asv)'in sünnetine ittiba etmektir. ALLAH Resulü (asv)'e vasıl olmanın en güzel ve kestirme yolu da ona rahmet istemek anlamında olan salavat getirmektir.
Yani ALLAH’ın sonsuz şefkatine ulaşmak için salavat ile HABİN-i EKREM (asv) en güzel ve kestirme bir köprüdür.