10 Kasım 2012 Cumartesi

Kainat insana odaklanmış ama niye?


Kainat ve dünya, insan için tanzim edilmiştir.
Kainat ve dünyadaki bütün sanat ve hareketler, hepsi insana bakıyor ve onun ihtiyaç ve arzularına göre tanzim edilmiştir. Kainatın merkezinde insan var ve kainat bu merkez etrafında dönüyor ve ona bakıyor ve ona hizmet ediyor. Bu sebeple insan, mahiyet ve duyguları itibari ile şu kainatın halifesi, neticesi ve amacıdır.
Kainatta bütün nazarlar ve teveccühler insana odaklanmıştır.
ALLAH’ın insana böyle bir değer atfetmesi ve bu mahiyette yaratması elbette insanın o muazzam mahiyet ve duyguları ile ALLAH’ı tanıması ve ona tam bir kul olması içindir.

Koca güneşin dünyaya ve dolayısı ile insana lamba ve soba olması, bütün hayvanların ve bitkilerin insana itaatkar ve onun ihtiyaçları doğrultusunda istihdam edilmesi,
hep insanın iman ve ibadet noktasından verimli olması içindir.
Yoksa insanın adi ve süfli hevasına ve arzularına hizmet etmiyorlar.
İnsan heveslerini kainata hendese yapamaz.

Duanın muhteva ve inceliğinde ibadet manası vardır,
yoksa bir şeyler almak ve vermek manası hükmetmiyor.
İnsanın ihtiyaçları duanın bir vakti ve alametidir,
insan duanın yapılmasını bu ihtiyaç işaretleri ile anlar ve duaya durur.
Burada insanın, hevesinin tahakkümü ile
"ben istedim, -haşa- sen de benim istediğimi aynı ile vereceksin"
haleti ibadetin özüne ve ruhuna aykırı bir halettir.
İbadet ve duada esas olan, istenilen şeyin elde edilmesi değil,
ALLAH’a acizlik ve fakirlik haleti ile müracaat edip,
onu merci bilmek ve onun rızasını kazanmaktır.

9 Kasım 2012 Cuma

istihdam

İnsanın fıtratındaki nihayetsiz acizlik ve fakirlik kainatı kendine teshir ediyor,
yani itaatkar edip etrafında dolandırıyor.
Güneşi insana mum ve lamba yapan sır, insandaki acizlik ve fakirlik damarıdır.
Hava, su, toprak ve sair şeyler insandan ürktüğü ve korktuğu için değil,
insan nihayetsiz aciz ve fakir olduğu için ALLAH tarafından istihdam(hizmet ettirmek) ediliyor.
İşte kainatın insan etrafında hizmet ve istihdam olması, teshir olmak manasına geliyor.

Öyle ise
insan bu acizlik ve fakirliği birer dua ve şefaat vesilesi yapıp ALLAH’a iltica etmesi gerekir.
Ve bu acizlik ve fakirlik sayesinde bütün kainatın insana teshir, yani itaat ettirilmesine çokça teşekkür ve şükretmesi gerekir. İnsan maksadını elde etmek istiyor ise, bu iki damarı çokça işletmek ve istihdam etmek ile elde edebilir.
Nasıl çocuk ağlamak ile anne ve babasının şefkatini celp ediyor ise
insan da acizlik ve fakirlik dili ile ağlayıp ALLAH’ın sonsuz rahmet ve şefkatini kendine celp etmelidir; maksada giden en sağlam ve kestirme yol budur.

Benim çok büyük bir RABBim var

Eğer bir gün dünyaya ait çok büyük bir derdin olursa
RABBine dönüp:
“Benim çok büyük bir derdim var”
deme!
Derdine dönüp:
“Benim çok büyük bir RABBim var”
de!

"Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin RABBİ olan ALLAH'a mahsustur."
ALLAH'ım!
"BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM"in sırları hürmetine,
âlemlere rahmet olarak gönderdiğin zâta ve onun bütün âl ve ashâbına, Senin rahmetine ve onun hürmetine yaraşır şekilde salât ve selâm eyle. Bize de, Senden başka, hiçbir mahlûkunun merhametine ihtiyaç bırakmayacak bir şefkat ve rahmetle merhamet eyle.

Ey kavmi içinde Nuh'un duasına icabet eden, ey düşmanlarına karşı İbrahim'e yardım eden, ey Yusuf'u tekrar Yakub'a kavuşturan, ey Eyyüb'den zararı kaldıran, ey Zekeriya'nın duasına cevap veren, ey Yunus ibni Mettâ'nın tevbesini kabul eden ALLAHım! Bu müstecap duaların sahiplerinin hürmetine, yavrularımız,anne babamızı,kardeşlerimizi,bütün ailelerimizi,mümin müslüman kardeşlerimizi ins ve cin şeytanlarının şerlerinden muhafaza etmeni, düşmanlarımıza karşı bize nusret vermeni, bizi nefislerimize terk etmemeni, sıkıntılarımızı kaldırmanı ve kalblerimizin hastalıklarına şifa vermeni Senden istiyoruz.
münafıklıktan şirkten fasıklıktan cinlere ve başka herşeye tapmaktan koru
muhafaza et acı bize neolur
firdevs cennetine koy
özel duamı ve Gönlümden geçen dualarımı ver
şimdiye kadar gizli açık istedidiğim dualarımı ve istemediğim benim için hayırlı olan ve ihtiyaçım olan duaları da ver hayırlısyla ver korktuklarımdan korkulacaklardan zaralardan koru muhafaza et yavrularımızı saadet ve selamet ver iki cihandada hertürlü tehlikelerden koru kötü eşden kötü arkadaşdan kötü alışkanlıklardan kötü huylardan cehennem ateşinden,azabından şerlerden koru muhafaza et koruman altına al
5 vakit farz namazlarını kılmalarını nasip et
kalblerine aşkını efendimizin (SAV)aşkını koy
Hakkımızda hayırlısını vermeni istiyoruz
kul hakkı borçlarından kurtar dünyadayken helallik almamızı nasip et
bizi darda koyma ne olur kullarının ,zalimlerin,şeytanın ve nefsimizin eline bırakma
Kur an risalede çevşende geçen dualara amin diyoruz
HABİBİNİN(sav) istediği hayır dualrını bizde istiyoruz sığındığı şerlerden sana sığınıyoruz
Razı olduğun ,sevdiğin kullarının,kabul buyurduğun duaların içine bizide koy amin diyoruz.
"ALLAH'ım! Hâcetimi sana arz ediyor ve nebiyy-i rahmet olan PEYGAMBERİN MUHAMMEDİM(SAV) ile Sana teveccüh ediyorum.
Yâ MUHAMMEDİM(SAV)! Gözümden perdeyi kaldırması için senin RABBine seninle teveccüh ediyorum. ALLAHım, onu bize(aklımızdan geçen kişilere) şefaatçi kıl."
ALLAHım gönlümde olanı hakkımda hayırlı eyle, hakkımda hayırlı olana gönlümü razı eyle...
ALLAHım!
bize Kur'ân'ın sırlarını anlamayı nasip et
ve her an ve zamanda ona hizmet etmeye bizi muvaffak kıl
ümmî peygamber, elçin, peygamberin ve kulun olan Efendimiz ve Dostumuz MUHAMMEDİM(SAV)'e, onun âline, Ashâbına, hanımlarına, nesline; peygamber ve resûllere, kendine mânen yaklaştırdığın meleklere, dostlarına ve sâlih insanlara salât, selâm bereket ve kerem ihsan eyle. Bu Kur'ân'ın sûreleri, âyetleri, harfleri, kelimeleri, mânâları, işaretleri, remizleri ve delâletleri adedince en üstün salât, en bol selâm, en büyük bereketler halinde olsun. Ey İLAHımız, ey YARATICImız, ey merhamet edenlerin en merhametlisi! Bu salâvâtlardan her birisi hürmetine bizi bağışla, bize merhamet et, bize lûtufta bulun. âlemlerin RABBİ olan ALLAH'a hamd olsun.
Ayetlerden Sorular
Ey RABBimiz, unutur veya hatâya düşer de bir kusur işlersek bizi bununla hesâba çekme. (Bakara Sûresi: 286.)
"Ezelden ebede her türlü hamd ve övgü, şükür ve minnet, âlemlerin RABBİ olan ALLAH'a mahsustur."
Âmin.

8 Kasım 2012 Perşembe

abii ilim şart

Çiçelerin icadı
Toprak bunları yapıyor, diyebilmek için toprağın, o tohumların anatomisini mükemmel bir şekilde bilmesi zaruridir. Yoksa ilimsiz icat imkansızdır, bu insanlar için de geçerli bir hükümdür. Nasıl motordan anlamayan ve motorun mekanizmasını bilmeyen bir adam motorun en küçük bir arızasını dahi yapamaz ise, aynı şekilde tohumların içine ince ve latif bir şekilde yazılmış programları bilmeyen bir toprak ve hava da çiçek üstünde icat davasında bulunamaz.

Ama maddeci felsefesinin iddiası, çiçeği sebepler yapıyor şeklindedir. Bunun anlamı, çiçeğin mucidi toprak, hava, su ve ateş gibi ilimsiz ve cansız maddelerdir. Üstad Hazretleri de haklı olarak, her tarafı ilim ve şuur olan bir eserin, ilimsiz ve şuursuz sebepler eli ile icat edilmesi mümkün değil, diyerek kati bir surette bu düşüncenin batıllığını ortaya koyuyor.
Diğer bir husus, bir çiçeğin tohumunda saklı olan programın tatbik sahasına çıkıp yeşerebilmesi için, bütün kainatın ve sebeplerin bir fabrika gibi işlemesi gerekiyor. Bu sebeplerden bir tanesi olmasa o çiçek hayat bulamaz. Öyle ise çiçeği icat eden Zat'ın bütün kainatı ve sebepleri avucunun içinde tutması gerekir ki çiçeği icat edebilsin. Bütün bunların yapılabilmesi için sonsuz bir ilim, irade ve kudret gerekiyor.
Bu üç sıfat olmadan bir çiçeğin icadı kabil değildir.
Çiçeğin icadında güneş
ve dünyanın milimetrik hareketleri bile hesap edilirken nasıl olurda çiçek ilimsiz olabilir denilir, anlamak çok zor. İlimsiz ve iradesiz ve dahi kudretsiz bir yaprak bile kıpırdamaz. Fiil nasıl faile bakıyor ise çiçekte ve sebeplerdeki harika hikmet ve sanatlar da ALLAH’ın ilim sıfatına şahitlik ediyor. Buda icat işinde ilimin zaruri bir sıfat olduğunu kanıtlıyor.
Şayet çiçek topraktan hasıl oluyor diyorsan, toprağın da sonsuz ilim, irade ve kudret sahibi olduğunu kabul etmen gerekir ki bu tam bir hurafe olur.

Öyle bir elçi ki

Bir şehirde ahali, nasıl talep ve ihtiyaçlarını valiye aktarmak için bir elçi seçer; o elçi ahali namına gider vali ile konuşur, ahalinin ihtiyaç ve taleplerini valiye bildirir.
Aynı şekilde ALLAH RESULÜ (asv) de, bütün kainat ve mahlukat ahalisinin bir vekili, bir elçisi olarak Miraç'ta ALLAH’ın huzuruna çıkmıştır.
PEYGAMBER EFENDİMİZ (asv) ALLAH’ın rububiyet ve saltanatını kainatta hem okuyor hem de insanlara okutuyor. Yani ALLAH’ı isim ve sıfatları ile insanlara ilan edip duyuruyor. Ayrıca insanların talep ve ihtiyaçlarını ALLAH’a arz etmekte bir öncü, bir elçi oluyor. Yani çift kanatlı bir vekillik ediyor. Bir kanadı ile ALLAH’ı insanlara ilan ediyor, diğer kanadı ile insanların ihtiyacını ALLAH’a takdim ediyor.
Evet Miraç'ta, ALLAH RESULÜ(asv) bütün mahlukatın fıtri ve kali halleri ile ettikleri dua ve ibadetleri, ALLAH’a hem kendi namına hem de mahlukat namına takdim etmiştir.
Öyle bir elçi ki,
okumak yazmak öğrenmediği ve ümmi olduğu halde on dört asrın ukalasını, filozoflarını hayrette bırakan ve semavi dinlerde birinciliği kazanan bir din ile birden, tecrübesiz, defaten meydana çıkması emsal kabul etmez bir halet olduğu gibi, sözlerinden, fiillerinden, hallerinden çıkan İslamiyet her zamanda üç yüz elli milyon insanın ruhlarına, nefislerine, akıllarına terbiyekarane ders vermesi ve manevi terakkiyata sevk etmesi, emsalsiz bir halettir.
O’nun âdilane kanunlarıyla beşeriyet maddi-manevi terakki etmiş, onun iman ve itikatla ortaya çıkışını ehli tahkik her zaman örnek almış ve onun feyzinden yararlanmıştır. Beşer tarihinde onun vahiyle başardığı inkılabı kimse başaramamıştır. Onun evrensel öğretilerinden herkes yararlanmaktadır

ALLAHı tanımak

ALLAH'a iman etmek ve onu tanımak demek olan marifetullah bilgisi olmazsa;

a - İlimler, vehimlere dönüşür.
Mesela; gezegenlerin güneş etrefındaki hareketi cazibe vb. kanunlarla izah ediliyor. Ancak bu hikmetli ve çok maslahatlı olan hareket, şuursuz kanunlara havale edilemez.
Bir kanun koyucu olmazsa ve bu kanunları idare eden, yok kabul edilirse; bu durumda her şeyi şuursuz kanunlardan beklemek gerekecektir.
Şuursuz kanunların nerede ne zaman ne yapacağı ise belli değildir.
Bu kanunlar ilim olmaktan çıkar ve evham olur.

b - Faydalı olan şeyler, zararlara ve belalara yerini bırakır.
Mesela; hastalıklar, ölümler ve deprem gibi musibetlerin altında bir çok hikmetler, faydalar vardır. Ancak ALLAHa iman olmayınca bu hikmetlerin hiç birisine ulaşılamaz.
Her şey illet ve bela olur.

c - Varlık, yokluğa dönüşür. Her şeyin kaynağı ALLAH'tır.
Madem ALLAH var, her şey vardır. Eğer ALLAH kabul edilmezse, her şey yokluğa inkılap eder. Hayat ve lezzet kısacık bir zamandan ibaret kalır.

d - Hayat ölüme, nurlar zulmetlere, lezzetler günahlara değişir.
Hayatımız her an son bulabilir. Güzel görüp zevk aldığımız her şey anlamsız ve karanlık olur. Hiçbir şey anlaşılmaz.
Hayatın lezzet ve tadı kalmaz.

" Evet, Onun marifeti olmazsa ulûm evhama tahavvül eder.
Hikmetler illet ve belâlara tebeddül eder. Vücut ademe inkılâp eder.
Hayat ölüme ve nurlar zulmetlere ve lezâiz günahlara tahavvül eder..."

iki daire

ALLAH'ın, insanın kalbine ve iradesine müdahalesi nasıl oluyor?
Bu durum cüzi iradeyi iptal etmez mi?
İnsanın hayatı
iradi (bir şeyi yapıp yapmamaya karar verme gücü) ve gayr-ı iradi (irade dışı)
olmak üzere iki daireden oluşuyor.
İnsanın gayr-ı iradi dairede söz hakkı yoktur. Bu dairede hüküm sadece ALLAH’a aittir ki, bu daire büyük daire olup, takriben yüzde doksan dokuza tekabül ediyor. Dolayısı ile insan amel ve fazileti ile gururlanmamalıdır. Ama kusur ve günahlarından dolayı tövbe ve istiğfar etmelidir.
Zira amel ve fazilet vücudi olduğu için, çok şartların ve sebeplerin bir araya gelmesi ile oluşur. Bunları bir araya getirip inşa etmek ancak ALLAH’ın kudreti ile mümkündür. İnsanın iradesi bu çok şartlardan sadece birisidir, geri kalan doksan dokuzu ALLAH’a aittir.
Ama günah ve şerler ademi olduğu için, bir şartın terk edilmesi yeterlidir. İnsanın iradesi ademi şeyleri tetiklemede önemli bir unsur ve faktördür. Yani günah ve şerlerin yapılmasında insan fail gibi etkili ve kusurludur. Bu yüzden çok tövbe ve istiğfarla mükelleftir.
ALLAH adaleti ve adeti gereği yüzde bire tekabül eden insanın iradi dairesine müdahale etmiyor. Bu dairenin sadece yaratma kısmı ALLAH’a aittir.
Tercih ve seçme kısmı kula aittir. Kul seçer, ALLAH’da bu seçim doğrultusunda yaratır. Öyle ise insanın seçimine taalluk eden noktada ALLAH’ın bir müdahale ve baskısı söz konusu değildir.
Kalbin içini dizayn eden ALLAH, dizaynın rengini belirleyen ise insanın iradesidir.
Renkten maksat iman, küfür, günah sevap, hayır ve şer gibi ikili seçeneklerdir. Bu yüzden insanın kalbinde dizayn noktasında ALLAH’ın kudreti işlerken, bu dizaynın niteliği konusunda da insanın iradesi etkendir.