11 Temmuz 2012 Çarşamba

aslı dımdızlak olan gerçekçi ol haddini bil

Farazi( Bir varsayıma dayanan)ve itibari (gercek ve fiili olmayan izafi olan varsayılan) olan benlik duygusunu mevcut görmek,
ALLAH ile nispetini kesmek demektir.
İnsanın cüzi kudretçiğini ALLAH’ın sonsuz kudretini kıyas ederek anlamakta değil,
firavunlukta kullanmasıdır.
Aynada yansıyan ışık, aynanın kendi malı değil, güneşin malıdır. İnsanın benliği de bir ayna gibidir.
BİLİNÇALTI TELKİNİ
(şimdileri gizli mesaj 25 kare yi müziklerde, flimlerde kullanıp
insanlara özellikle cocuklara zarar veriliyor
Çünkü kişi, bilinçli bir tercih ile gördüklerini veya duyduklarını ya reddediyor ya da kabul ediyor. Çünkü baştan önüne seçenek olarak getirilmiş oluyor.
Fakat bu, öyle bir şey ki insan onu görmüyor, duymuyor ve hissedemiyor, yani bizlerin algı frekanslarımızın tamamen altında veya üstünde yer alıyor. Böyle bir şeyi kabul yahut reddetme gibi bir olanağımız var mı? Elbette hayır.)
AFFORMASYON
Affirmasyon ( onaylama)
Gerçekleşmesini istediğimiz cümleleri tekrarlayıp bunları bilinçaltımıza inandırmaktır
mesala Şimdi ben zenginim deyin. Ne oldu içinizdeki ses haklısın sen zenginsin dedi mi? Yoksa neren zengin borçlar diz boyumu dedi
Affirmasyonların problemi genelde bir çoğu bilinçaltı zihin ile çeliştiği için çok kişide çalışmamasıdır. Neden? Çünkü gerçekten inanmadığı bir şeye kendini ikna etmeye çalışılıyo.
" sevgi ,saygı ,hürmet, deger ,övgü "
herşeyin sahibi ALLAHa aittir.
eğer bilinç bariyerini safdışı bırakılarak
birisine sen degerlisin, kendine sonsuz hürmet duy gibi
frekans gönderildiginde
kibir devreye girer
aslı dımdızlak olan insana,
böyle hiçbirşeye sahip olmayana ,herşeyi emanet olana
" sevgi ,saygı ,hürmet, deger ,övgü "
zalimlege sürükler
adamı bozar :) haddini aşar
firavun, nemrut gibi
güç kuvvet kudret herşeyin sahibi ALLAHa aitttir
eğer gene bilinç bariyerini safdışı bırakılarak
yanlış sözlerle
ben güçlüyüm ben yaparım ederim gibi
frekans gönderildiginde kendini kandırırsa
küçük gözle görünmeyen bir mikrop ona yeter haddini bildirir
sen acizsin sen zavallısın beni dahi yenemezsin der.
her şeyin tedbir ve dizgini ALLAH’ın elinde olduğuna göre;
zarar ve menfaat de onun elindedir. ALLAH bir insana zararı takdir etti ise, buna kimse engel olamaz, yok menfaati takdir etti ise; buna da kimse mani olamaz
dolayısıyla insanın dogru gercek olanı kabul ederse yani acizligini fakirligini zavallılıgını ve muhtaçlıgını kabul edip , yani haddini bilip
güçlü kuvvetli kudret sahibi ALLAHına sıgınırsa güç ve kuvvet kazanacaktır
ozaman pskolojiside ,yaşantısıda, ahiretide kurtuluşa erecektir
elhasıl;
Aciz olan bir insan,
yardıma, sığınmaya, bir yere dayanmaya muhtaçtır.
Bu durumda ya kendine, yani nefsine veya RABBine güvenecektir. İşte bu "acz" duygusu nefse(kendine) değil de ALLAH'a dayansa ve güvense maksat hasıl olmuş olur ve terakki eder.
Kaldı ki, aciz yaratılmamızın asıl nedeni de budur

ALLAH, insanı fıtrat ve mahiyet olarak sınırsız ihtiyaçlar içinde yaratmıştır.
Bu yüzden insan kainatta her şeye muhtaç bir durumdadır. Ama insan bu sayısız ihtiyaçlardan en basitini bile tedarik etmekten acizdir. İnsanın sermaye ve iktidarı en adi bir ihtiyacı bile karşılayamıyor. İnsan bu noktada mutlak bir acizlik ve fakirlik içindedir.
İnsanın böyle bir mahiyette yaratılmasının sebebi, bu ihtiyaç hissi ile, muhtaç olmayan sonsuz zenginlik sahibi olan ALLAH’ı tanımak içindir.
Yani insan her şeyde acizlik ve fakirlik saiki ile ALLAH’ın sonsuz kudret ve gınasına intikal ediyor. Yani insandaki sonsuz fakirlik, ALLAH’ın sonsuz zenginliğine açılan bir penceredir. İnsan bu pencere ile ALLAH’a bakıyor ve bu pencere sayesinde ona müteveccih oluyor.

İşte insanın bu acizlik ve fakirlik damarı yüzündendir ki bütün kainat insana hizmet ettiriliyor. Güneş, büyüklüğüne rağmen insana soba ve lamba, ay ise takvimcilik yapıyor. Dağlar denizler ve ovalar hep insan etrafında işliyor ve ona hizmet ediyor. Bütün anne ve babaları yavruların etrafında pervane yapan sır, yine bu acizlik ve zaaftır.
Aynı şekilde insan da şu kainatın kucağında aciz ve çaresiz bir bebek gibidir. Bu sebeple ki kainat insan etrafında ALLAH’ın sonsuz şefkati ile pervane gibi döndürülüyor.

Çocuk ağlaması ile nasıl anne ve babasını kendine çekiyor ise, insan da sonsuz acizlik ve fakirlik damarını ibadet ve kulluk noktasından işletmek ile ALLAH’ın sonsuz merhamet ve şefkatini kendine çekebilir; o halini kendine şefaatçi yapabilir.

9 Temmuz 2012 Pazartesi

aynada kendini çiz (güzel ve parlak olsun the hadii:)

Bir kimse, günah işlediği zaman kalbinde siyah bir nokta hasıl olur.
Eğer tevbe ederse, o leke silinir.
Tevbe etmeyip tekrar günah işlerse, o leke büyür ve kalbin tamamını kaplar, kalb, kapkara olur. Hadis-i şerif
Bir beldeyi hayâlimizde canlandırdığımızda, hayal âlemimizde o şehrin bir misali teşekkül eder. İşte bu şehrin aslı (âlem-i şehadetten), hayaldeki şekli ise (âlem-i misâlden)dir. Bir aynanın karşısında durduğumuzda iki şahıs karşı karşıya gelir.
Bunlardan birisi hakiki, ikincisi ise misalîdir.
"Nasıl ki, âyinende görünen muhteşem bir saray, âyinenin rengine bakar.
Siyah ise siyah görünür; kırmızı ise kırmızı görünür.
Hem onun keyfiyetine(durumuna) bakar.
O âyine şişesi düzgünse, sarayı güzel gösterir.
Düzgün değilse çirkin gösterir.
En nazik şeyleri kaba gösterdiği misillü(gibi),
sen kalbinle, aklınla, amelinle, gönlünle, kendi âleminin şeklini değiştirirsin.
Ya aleyhinde, ya lehinde
şehadet ettirebilirsin."
Kalbimiz ve ruhumuz da birer ayna gibidir.
namaz kıldığımız zaman
bu aynamız güzel ve parlak olduğundan,
şehadet alemi de(gerçek) bizim dünaymıza olumlu yansır ve lehimize olur.
(Namazı kılsan, o namazınla o âlemin Sâni-i Zülcelâline müteveccih(yönelme) olsan, birden, sana bakan âlemin tenevvür(nurlanma, aydınlanma) eder. Adeta namazın bir elektrik lâmbası ve namaza niyetin onun düğmesine dokunması gibi, o âlemin zulümâtını dağıtır.)
Namaz kılmadığımızda ise
çirkin yansır ve aleyhimizde bir tablo ortaya çıkar.
Adam, bineceği otobüsün kalkmasına bir saatten fazla süre olduğu için, terminalin yarı karanlık koridorlarını arşınlıyordu. Ellerini yıkamak üzere biraz ilerideki mescide yanaştığında, iş tulumları giymiş bir genç ona doğru gelerek:
—Herhalde namaz kılacaksınız, dedi. Abdest alma yerimiz de mevcuttur.
Adam elindeki sigaranın külünü delikanlının ayakları dibine silkelerken:
—Sen herhalde görevlisin, diye eklendi. Ne iş yaparsın burada?
Delikanlı, köşedeki süpürgeyi işaret ederek:
—Temizlikçiyim efendim, diye kekeledi. Lavabo ve tuvaleti temizliyorum.
Adam onu alaycı gözlerle süzerken:
—Ben namazı senin gibi çulsuzlara bıraktım, diye sırıttı. Bu iş size öyle yakıştı ki...
Temizlikçi genç, adamın hakaretine aldırmayacak kadar olgundu. Fakat namaza karşı yapılan saygısızlık, canını çok sıkmıştı. Vereceği cevabı bir süre düşündükten sonra
susmayı tercih ederek işine döndü.
Adam mağrur adımlarla oradan uzaklaşırken, başının döndüğünü hissetti. Sırtından çıkartarak koluna aldığı kaşe paltonun ağırlığını ilk defa fark ediyordu. Biraz önce yediği iki porsiyon kebap, herhalde tansiyonunu yükseltmiş ve kendisini halsiz bırakmıştı.
Birkaç adım daha attığında aniden fenalaşarak dizleri üzerine çöktü. ALLAH'tan ki kolundaki palto ondan önce yere serilmişti de yeni aldığı takım elbisenin kirlenmesini engellemişti.
Adam, çömelmiş vaziyette olmasına rağmen fırıldak gibi dönen başını yere dayayarak bir müddet dinlendi ve tekrar doğrulduğunda, aynı rahatsızlığı duyarak hareketini tekrarladı.
Fakat başkaları tarafından görülmüş olmaktan endişe ediyordu. Bunun için başını yerden kaldırıp sağa sola bakındığında,
terminalin çaycısı olduğu anlaşılan bir gençle burun buruna geldi.
Delikanlı, adamı saygılı bir ifadeyle selamlarken:
—ALLAH KABUL ETSİN BEY AMCA, DEDİ.
AMA KIBLE BİRAZ DAHA SAĞA DOĞRUYDU....

Salaten tüncina(kurtaran dua)

Alem-i Misal; maddi alemle ruhlar alemi arasında bir köprü alemidir.
Bu alem hem maddi alemden, hem de ruhlar aleminden vasıflar almıştır. Maddi aleme göre misal alemi daha latif ve hafif bir alemdir. Misal alemi hayale yakın bir alemdir. Maddi alemdeki bütün eşyanın misal aleminde bir tezahürü ve yansıması vardır. Burada bir fidan, orada ormanlık gibi; bir taş, dağ gibi tezahür edebilir.

Hayal kuvvetimiz ise; bu aleme açılan bir pencere gibidir. İnsan mahiyetinde bulunan her bir cihaz ve duygu, bir aleme açılan pencere hükmündedir. Ya da her alemi temsil eden bir duygu, insanın mahiyetine kaderin eli ile takılmıştır. Bütün hayallerimiz ve gördüğümüz rüyalar misal alemi ile ilişkilidir, ondan bir iz taşır.

Uyku halinde insanın maddi alemle ilişkisi ve münasebeti kesildiği için, sair latife ve duygular gaybi alemler ile irtibata geçiyor. Ve oralarda geziniyor.
Kalbin ve duyguların terakki ve keskinliğine göre; bazen Levh-i Mahfuz'un cilveleri bazen de kader mektuplarının numuneleri ile karşılaşıyor.
İşte rüyanın hakikati bundan ibarettir.
Rüyada görülen bu cilveler ve numuneler, misal aleminin abartılı şekil ve şemallerine bürünüyor. İşte bu yüzden görülen rüyalar tabir istiyor. Zira hakikat aleminden basit bir şey, misal aleminde çok büyük ve karmaşık bir hal alabiliyor.
Bu yüzden bu karmaşıklık ve abartılı haller tabir ile hakikate uyarlanması gerekiyor.
Ruh, misal alemini hayalin vasıtası ile geziyor ve mütalaa ediyor. Uyku vasıtası ile maddi aleme kapanan pencereler manevi ve misali alemlere açılıyor. Ruh da bu açılan pencerelerden o alemleri seyir ve mütalaa ediyor
Alem-i misal(Rüyâda görülen âlem);
kâinatta cereyan eden her olayın, her sevap ve günahın
şekil giydiği bir âlemdir ve
bizim kalbimize ve ruhumuza yansıyan alem olarak kabul edebiliriz.
Salaten tüncina duası:(kurtaran dua)
"Allâhumme salli alâ Seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli Seyyidina Muhammedin salâten tüncînâ bihâ min-cemî'il-ehvâli vel âfat. Ve takdî lenâ bihâ cemîal hâcât ve tutahhirunâ bihâ min-cemîi's-seyyiât ve terfe'unâ bihâ ındeke a'lâ'd-deracât ve tubelliğunâ bihâ aksâ'l-ğayât min cemiîl-hayrâti fî'l-hayâti ve ba'del-memât birahmetike Yâ erhame'r-rahimîn
"ALLAHım! Efendimiz MUHAMMED'e (sav) ve onun ehli beytine salât at. Bu salâvat o derece değerli olsun ki: Onun hürmetine bizi bütün korku ve belalardan kurtarsın. Bizim ihtiyaçlarımızı o salâvat hürmetine yerine getirsin, bizin bütün günahlardan bu salâvat hürmetine temizlersin, o salâvat hürmetine bizi derecelerin en üstüne yüceltirsin, o salâvat hürmetine hayatta ve öldükten sonra düşünülebilecek bütün hayırlar konusunda gayelerin en sonuna kadar ulaştırsın. Ey merhametlilerin merhametlisi bize bunları merhametinle nasip et.
temmuz ayının sonuna kadar(tüncina duası)cekilecek inşALLAH
hacet namazını kılanlar
nıyeti (katılan enaz 100 tane çekene ve encok çekene
iman, saglık ,sıhhat,afıyet huzur iki cihanda saadet ve selamet, ALLAHIN rızası ,firdevs cenneti ve katılanların muradlarının olması ) olacak inşALLAH

7 Temmuz 2012 Cumartesi

kör hırs

İnsan, kör hırsı ile, her şeyi elde etmeye koşar.
Sanki bütün mülkün idare ve tasarrufu, elinde imiş gibi hareket ediyor.
Halbuki insan, en basit ihtiyacını karşılayamayacak kadar aciz ve zayıftır.
Hırs ile talep ettiği şeyleri, eline geçiremeyince, hayattan kopuyor ve ümitleri tükeniyor.
Hırs, kainata konulan sebepler zincirini atlayarak, neticeye kısa yoldan ulaşma çabasıdır.
Tarlayı ekmeden, sulamadan mahsulatı arzulamak gibi bir duygudur.
Böyle bir duygu ise asla ve kata başarı elde edemez, daima mahrumiyete mahkumdur. Zira neticeyi almak için neticeye takılmış sebepleri birer birer aşmak gerekiyor; bunlardan birisini atlasa netice hasıl olmuyor, bu da neticeden mahrum kalmasına sebep oluyor.
Başarı elde edemeyince, hayattan beklentileri
ve umutları tükeniyor ve ümitsizlik hastalığına düşüyor.

Mesela birisini beklerken onun gelmesini aşırı isteriz, bu bizde bekleme sabrını tüketir ve gelmeyecek der gideriz. Halbuki kavuşmanın şartı beklemekti, biz gittikten biraz sonra o zat geldi. Burada teenni ile hareket etmek gerekirken, hırs ile hareket ettiğimiz için sonuçtan, yani kavuşmaktan mahrum kaldık.

Yine sabah mühim bir iş için erken kalkmamız gerekiyor, biz de bu mühim işi düşünerek akşam hırsla uyumaya çalışıyoruz, bunun verdiği sıkıntı ile uykumuz iyice kaçar.
Halbuki hırslanmadan uykunun gelmesini sabırla beklesek, sorun kalmaz.

Dilencilerden aşırı bir hırsla talep edeni hiç kimse sevmez ve acımaz, ama tevekkül ile sakin duran bir dilenciye herkes fıtri olarak acır ve meyleder. Burada dilenci sabır ile sakin dursa, herkesin merhametini kendine çeker, ama hırs ile herkese atılsa o zaman teenni ile sakin durmadığı için kaybeder
Neticeye ulaşmanın bir yolu vardır, o da ALLAH'ın koymuş olduğu tertibe uymaktır; bu genel içinde böyledir, basit gündelik işlerimizde de böyledir.

5 Temmuz 2012 Perşembe

sabır ve şükür

"Güzel gören güzel düşünür, güzel düşünen hayatından lezzet alır"
imanlı bir bakış açısı insanların hem bu dünyada hem de sonsuz bir hayat geçireceği ahirette mutlu olması için gerekli yoludur.

“Her şey ya bizzat güzeldir ya da neticeleri itibariyle güzeldir”
diyerek kâinatta carî olan yani yürürlükte olan kanunun farkına varmamızı ister. Evet, her işte bir hayır, her musîbette bir ibret vardır. İnsanlar başlarına gelen hastalık ve problemler sayesinde olgunlaşır kemal bulur.
Eğer bu olayları yaşamasa kendisini geliştiremez, cahil bir insan olarak kalır.
Öyle değil midir?
Atmaca, serçe kuşuna saldırdıkça, serçe kuşunun kabiliyetleri ve refleksleri gelişmez mi? İşte aynen bunun gibi hastalıklar, kederler, musîbet ve fenalıklar olmasa yaratılışımızda ve fıtratımızda bizlere verilen duygular gelişmez sönük kalır.
Ancak karanlık sayesinde ışığın varlığından haberdar oluruz. Aç kalmadan fakirliğin ve yokluğun ne derece zor olduğunu anlayabiliriz. Hastalık görmesek sağlıklı olmanın kıymetini bilemeyiz. İşte kâinatta cereyan eden bütün bu olaylar insanın kendisini geliştirmesi için birer fırsattır
İşte bu noktada kâinatta cereyan eden olayları çözmemizde bize yardımcı olacak anahtar kelimeler sabır ve şükürdür. Musîbet ve hastalıklar geldiğinde sabretmeyi, nimet ve güzellikler ile karşılaştığımızda da şükretmeyi bilmemiz gerekiyor.

Gölgem beni izliyorsa, güneş ışığını görüyorum demektir.

3 Temmuz 2012 Salı

kontrol ve teftiş zamanı

Yıllık bir program çerçevesinde yürütülen ticari faaliyetler
yıl sonunda o program esaslarına göre kontrol ve teftiş edilir. Kâr zarar hesapları yapılır.
Kesin hesabın tespitinden sonra da gelecek yılın programı hazırlanarak şeklini alır.
Her yıl tekrar edilen bu kontrol ve tespit işlemleri sayesinde ekonomik hayatta istikrarlı ve sağlam bir ilerlemenin temini mümkün olur.
Bu misalin ışığında manevi hayatımıza ve faaliyetlerimize bakalım. Dünya
, âhiret hayatının kazanılması için yaratılmış bir manevi ticaret yeri olduğuna göre, o ticaretle ilgili faaliyetlerin de yıllık muhasebeye tabi olması gayet tabiidir.
Bu muhasebenin vakti üç ayların içindedir.
İlahi rahmetin coştugu
berat kandili...
Rızıkla alakalı defterler Mikail Aleyhisselâma verilir.
Savaşlarla ilgili defterler Cebrail Aleyhissalama verilir.
Ameller nüshası dünya semasında görevli melek olan İsrafil’e verilir ki bu büyük bir melektir.
Ölüm ve musibetlerle ilgili defter de Azrail Aleyhisselâma teslim edilir.
“Şâban’ın 15. gecesi geldiğinde geceyi uyanık ibadetle, gündüzü de oruçlu olarak geçirin. O gece güneş battıktan sonra ALLAH rahmetiyle dünya semasına tecelli eder ve şöyle seslenir:
“İstiğfar eden yok mu, affedeyim ve bağışlayayım. “Rızık isteyen yok mu, hemen rızık vereyim.
“Başına bir musibet gelen yok mu, hemen sağlık ve afiyet vereyim.
“Böylece tan yerinin ağarmasına kadar bu şekilde devam eder.”
ALLAHım, azabından affına, gazabından rızana sığınırım, Senden yine Sana iltica ederim. Sana gereği gibi hamd etmekten âcizim. Sen Kendini sena ettiğin gibi yücesin.
ALLAHım, şayet ismimi saîdler defterine yazdıysan, orada sabit kıl. Şayet ismimi şakiler defterine yazdıysan oradan sil. Çünkü Sen buyurdun ki, ‘ALLAH dilediğini siler yok eder, dilediğini de sabit bırakır, Levh-i Mahfuz Onun katındadır.”
amin
RESULULLAH Aleyhissalâtü Vesselam Şâban’ın onüçüncü gecesi ümmeti hakkında şefaat niyaz etti, üçte biri verildi. Ondördüncü gecesi niyaz etti üçte ikisi verildi. Onbeşinci gecesi niyaz etti, hepsi verildi. Ancak ALLAH’tan devenin kaçması gibi kaçanlar başka…
Vergi ödendiği zaman nasıl ki vergi borçlusuna borcundan kurtulduğunu gösteren bir belge veriliyorsa, ALLAH Azze ve Celle de Berat Gecesinde mü’min kullarına berat yazar.
Berat Gecesinin beş ayrı özelliği vardır.
1. Bütün hikmetli işlerin ayırımına başlanması.
2. Bu gecede yapılacak ibadetlerin diğer vakitlere nispetle kat kat sevaplı olması.
3. İlâhi rahmetin bütün âlemi kuşatması.
4. ALLAH’ın af ve bağışlamasının coşması.
5. Peygamberimize tam bir şefaat yetkisinin verilmiş olması.
“Muhakkak ki, ALLAH Azze ve Celle Şâban’ın onbeşinci gecesinde rahmetiyle yetişip herşeyi kuşatır. Bütün mahlukatına mağfiret eder. Yalnızca müşrikler ve kalbleri düşmanlık hissiyle dolu olup insanlarla zıtlaşmaktan başka bir şey düşünmeyenler müstesna.”
“Yüce ALLAH bu gece bütün Müslümanlara mağfiret buyurur,
ancak kâhin, sihirbaz yahut müşahin (çok kin güden) veya içkiye düşkün olan veya ana babasını inciten yahut zinaya ısrarla devam eden müstesna.”
“ALLAH Teâlâ Şâban’ın onbeşinci gecesi tecelli eder ve ana-babasına asi olanlarla ALLAH’a ortak koşanlar dışında kalan bütün kullarını bağışlar.”
Berat Gecesi beşer mukadderatının programı çizilirken insanlara verilen eşsiz bir fırsattır.
Bu fırsatı değerlendirip günahlarını affettirebilen,
gönlünden geçirdiklerini bütün samimiyetiyle CENAB-I HAKKA iletip isteklerini Ondan talep eden ve belalardan Ona sığınan bir insan ne kadar bahtiyardır.
Buna karşılık,
her tarafı kuşatan rahmet tecellisinden istifade edemeyen bir insan ne kadar bedbahttır.
Berat Kandili elli bin senelik bir ibadet hayatının sevabını bir gece içinde bize kazandırabilir.
“Onun için elden geldiği kadar Kur’ân ve istiğfar ve salavatla meşgul olmak büyük bir kârdır.”

2 Temmuz 2012 Pazartesi

baktın olmuyor bakmayacaksın:)

Göz 600 bin sinirle beyne bağlı ve
aynı anda 1.5 milyon mesaj alıp bunları düzenlenliyor ve saatte 500 km'lik hızla beyne gönderiyor
biryere bakarken gözden beyine doğru saatte 500 km hızla bir elektrik akımı ilerlemektedir.
“Cesed, ruhun hanesi ve yuvasıdır, libası değil.”
Ruh o hanede misafirdir. Bu hanede gözlere “pencere olma” görevi düşmüştür. Gören pencere değil, ondan bakan ruhtur.

“Göz bir hassedir ki ruh bu âlemi o pencere ile seyreder.”
ifadesinde bir kayıt vardır; “bu âlem” kaydı. Yani ruh, başka âlemleri göz olmadan da seyredebilir. Bunun en açık örneği “rüya” hadisesidir. Uykuda bu dünyaya bakan pencerelerin kapanmasıyla ruh için başka aleme pencereler açılır. Uyanık halinde karşısındaki duvarın arkasını göremeyen insan, uykuya geçtiğinde geçmiş asırlardaki dostlarıyla görüşür, binlerce kilometre ötedeki mekânları rahatlıkla seyreder.

Üstad, ölüm için “ıtlak-ı ruh” (ruhun kayıtlardan kurtulması) tabirini kullanır. İnsan, ölümün küçük kardeşi olan uykuya geçtiğinde, beden kaydından bir derece kurtulur; rüya âleminde gözsüz de görür, kulaksız da işitir, ayaksız da yürür.
Ey göz, güzel bak!
Göz bir hassedir ki, ruh bu âlemi o pencere ile seyreder. Eğer CENAB-I HAKKa satmayıp belki nefis hesabına çalıştırsan, geçici, devamsız bazı güzellikleri, manzaraları seyirle şehvet ve heves-i nefsaniyeye bir kavvad derekesinde bir hizmetkâr olur.
Gözün kavvad derekesine inmesi, nefsin adi ve pis arzuları ile iştahlandığı materyalin arasında, bir vasıta, bir buluşturucu olmasına kinayedir. Yani nefis ile arzuladığı şey arasında, buluşturuculuk ve birleştiricilik yapıyor, bir nevi nefsin kötü emellerine alet ve vasıta oluyor.
Halbuki göz, nefis değil de, ALLAH namına kullanılsa, ALLAH’ın kainatta sergilediği sanatları seyreden ve mütalaa eden, yüksek bir alet olur, şerefli bir makama çıkar.
Eğer gözü, gözün Sâni-i Basîrine satsan ve Onun hesabına ve izni dairesinde çalıştırsan, o zaman şu göz, şu kitab-ı kebir-i kâinatın bir mütalâacısı ve şu âlemdeki mucizât-ı san’at-ı Rabbaniyenin bir seyircisi ve şu küre-i arz bahçesindeki rahmet çiçeklerinin mübarek bir arısı derecesine çıkar.